Yeni Yıldan Beklentilerimi Yaz(ma)mak Üzerine

Her sene 31 Aralık’ta yapmayı en çok sevdiğim şey(di)  yeni yıldan beklentilerimi liste halinde yazmak. Önceliklerimi fark etmeme, ona göre planlar yapmama yardımcı olurdu. Ama geçen sene ne olduysa oldu yapamadım. Zamansızlık en büyük bahane, onun üzerine atmaya çalışmayacağım suçu. Bir şekilde içimden gelmedi… Ve yapmadım.
Ve böylece beklentisiz başlamış oldum 2017’ye. Aslında tek bir beklentim vardı. Mutlu olmak… Detaylarını çok da düşünmedim. Mutlu, huzurlu bir sene geçirmekti tek isteğim.
Ve dün gece uykuya dalmadan önce fark ettim ki ben 2017’de otuz yıllık hayatımın en mutlu senesini yaşadım. Hiç şüphesiz…
Tamamen bir tesadüf mü bilmiyorum. Olabilir… Olmayabilir… Önemi de yok. Ben benim için neyin iyi olduğunu, beni neyin mutlu ettiğini fark ettim. İşte bu sene yeni yıldan beklentilerimi yazmayacağım. Bunları detaylandırmayacağım. Kendimi bunlarla sınırlandırmayacağım.
Bugünü 2017’ye teşekkür mektubum ile bitireceğim. Yenisi ile selamlaşmadan önce eskisi ile vedalaşmak istiyorum çünkü, hak ettiği şekilde uğurlamak onu… İlk üç ayında zor günler geçirdim ama sonra sihirli bir değnek dokundu sanki hayatıma. Ben o zor günler de dahil tam 365 gün ile vedalaşmak için ayırıyorum bugünkü niyet yazma vaktimi.
Ve şükretmek için.
Yaşadığımız her ne olursa olsun, 2017’yi arkamızda bıraktık. Hayatta olduğumuz, yaşadığımız, hissettiğimiz 365 günü. İçinde şükredecek hiç bir şey bulamıyorsak aldığımız 8 milyondan fazla nefes ile başlayabiliriz mesela.
2018 için niyetlerinizi tabi ki yazın. Herkes kendine en iyi geleni bilir. Ama ister yazmaya isterseniz de düşünmeye ayırın zamanınızın bir kısmını 2017’yi. Çok üzücü olaylar zor günler de yaşamış olabilirsiniz. Dilerim ki hepsi geride kalsın. Ama 365 günün içinde çok mutlu olduğunuz özel anların olmaması mümkün değil. İşte o ufak güzel anları bulup çıkarıp onlara şükretmeyi de unutmayın.
Ne kadar hızla tüketiyoruz çünkü hayatı…
Geçen yılı onurlandırmadan gelecek yıla yüklüyoruz tüm beklentilerimizi.
2018’den beklentim… 31 Aralık 2018’de şükür listeme ekleyecek beklenmedik güzellikler sunması bana.  Hepsi bu.
Şimdi şükür listemi yazarken bir teşekkür de size… Yazdıklarımı okuyan herkesle bir şekilde kesişiyoruz çünkü zamandan ve mekandan bağımsız. Yazmak en iyi gelen şey bana. 2018’de daha çok yazmak, daha çok paylaşmak dileğiyle…
İyi seneler!
Reklamlar

Kafadanbacaklı ile hayalleri gerçekleştirmek üzerine…

İlham Verenler’in Yoga Mag İstanbul’da yazmayı en çok sevdiğim kategori olduğunu daha önceki röportajlarımda da belirtmiştim.

Ben ilham verenler kategorisi için kendi ilham aldığım insanlarla sohbet etmeye, onları size daha yakından tanıtmaya bayılıyorum.

Bu defa da radarıma instagram’da karşılaştığım kafadanbacaklı takıldı!

Ben hayallerinin peşinden giden insanlara hayranım. Tutkularını işe dönüştürenlere ve ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsın vazgeçmeyenlere…

Bir kaç hafta önce karşıma şu post çıkınca hiç düşünmeden instagramıma kaydettim:

Screen Shot 2017-12-17 at 20.53.42

O zamanlar kendisine mesaj atıp sorular sormayı planlamıyordum aslında. Sadece ilham almıştım. Dönüp dönüp okumak için kaydetmiştim. Hayallerimin peşinden koşmaya hazırlandığım şu heyecanlı günlerde, bundan bir sene sonrasını göremeyip kaygılandığım zamanlarda açmak için.

Bu satırları defalarca okudum.

Renkli kalemleri🖍, kırtasiye ıvır zıvırlarını bu kadar çok seven birisi için bu işlere 30 lu yaşlardan sonra başlamak 🤗 garip değil aslında çünkü hayatta her şey için belli bir olgunluğa ulaşmak gerek 😉 buna ‘hayaller’ de dahil ♥️
Çocukla zor olmuyor mu? sorularına yanıt 👉🏻evet oluyor özellikle de tek başınıza iseniz daha zor ama o olmasaydı ‘kafadanbacaklı’ da olmazdı ☀️
Onu büyütürken yıllardır benimle olan hayaller kabına sığmaz oldu,hayal dünyam onunla yeniden çocukluğuma döndü ✌🏻
Harekete geçme kararını alalı 1 Ocakta tam 1 yıl olacakken diğer hayallerim de dürtüyor beni sürekli ☺️ ama onlar için daha var benim biraz daha olgunlaşmam Güneş☀️in de biraz daha büyümesi gerek 😉
Peki bunları niye yazdım ☝🏻hayatta hiçbir hayalin gerçekleşmesi için geç değil
Yeter ki ona inanın, sevin, gerçekleşecek zamanı gelene kadar çok çalışın, o zaman geldiğinde de peşini hiç bırakmayın tutup sarılın ona 🤗

Ve hayallerinin peşinden koşan, tecrübelerini büyük bir açık yüreklilikle paylaşan, ve bu satırlarla belki de bir çok insana daha o ilk adımı atma motivasyon ve gücü veren bu güçlü ve yaratıcı kadını, Lütfiye’yi daha da yakından tanımak istedim. O da beni kırmadı ve sorduğum soruları bakın nasıl yanıtladı:

Kafadanbacaklı’nın yaratıcısı kimdir?

Adım Lütfiye Şen, Eylül 1985 doğumluyum. Mustafa Kemal Üniversitesi biyoloji mezunuyum. Uludağ Üniversitesi’nde tezsiz yüksek lisans yaptım. Evliyim ve iki çocuğum var. Kızım Güneş 3, köpeğim Bambu 6 yaşında. Tipik bir başak burcuyum. Boş duramayan, detayları seven, ince eleyip sık dokuyan, tamamı ile mükemmeliyetçi.

kafadanbacaklı nasıl ortaya çıktı?

Resim yeteneğimin olduğunun daha lise yıllarımda farkındaydım aslında. Çizmeyi, bir şeyler karalamayı, renkli boya kalemlerini hep çok sevdim. Ama hiç üstüne düşmedim. Güzel sanatlar mezunu bir arkadaşımın kızım ile birlikte yaptığımız bir karalamayı görmesi ve yeteneğimin olduğunu söylemesi ile harekete geçtim. Kendimi sanat malzemeleri satan kocaman bir dükkanda buldum. Çizim kağıtları, kalemler, boyalar derken çizmeye başladım. Çizmeye başlarken beni harekete geçiren ‘artık kendim için de bir şeyler yapmam gerek’ düşüncesiydi aslında. Bir nevi terapi. Ailemden uzak, başka bir şehirde iki yıldır kızıma tek başıma bakmak açıkçası beni yormuştu. O nedenle bu fikre sıkı sıkı sarıldım. Akşamları kızım uyuduktan sonra, aylarca içimden ne gelirse, nasıl olduğuna bakmadan çizdim, çizdim, çizdim. Bir gün kızımın adı Güneş olduğu için minik bir güneş çizmek istedim. Sonra ona gülen bir yüz yaptım. Bir de kolları bacakları olsun dedim. Baktım sadece bir kafa, kol ve bacaklar. E dedim adı kafadanbacaklı olsun. Aslında amacım küçük bir çocuk Güneş çizmekti ama kafadanbacaklı’nın çıkış noktası oldu. Daha sonra diğer çizimlerimde de bu fikir üzerinden ilerledim, karakterler ortaya çıkmaya başladı. Karakterlerin daha fazla insana ulaşması için de bir şeyler yapmam gerekliydi. Önce broş tasarlamaya karar verdim. Arkasından diğer tasarımlar geldi. Kişiye özel çizimler ve onlardan tasarlanan ürünler de yavaş yavaş evrimleşti bu süre içerisinde.

Biyoloji mezunu olduğum için sanırım algıda seçicilik oldu biraz. Üniversitedeyken de en sevdiğim derslerden biri Zooloji idi.

Böyle okuyunca hayal gibi geliyor değil mi? Hepimiz bir şeyler yapmak istiyoruz. Hayallerimizi gerçekleştirmek, ilk adımı atmak, emeklemek, yürümek ve koşmak… Ama başkalarının hikayelerini okuyunca sanki onlar için çok kolaymış da bizim için olmayacakmış gibi geliyor. Lütfiye’nin hikayesi öyle havada değil işte…  5-6 yıldır kafasında hep kendi karakterini yaratma ve tasarımlara dönüştürme hayali var fakat nasıl olacağını, nereden başlayacağımı bir türlü kestiremiyor.

Evet oradaydı ama soyuttu. Bir türlü şekil almıyordu. Bir gün ‘hadi’ dedim ‘artık zamanı geldi’. Bir yerlerden başlamak lazımdı.

Sanırım bu kararı alabilmem için kafamdaki hayalimin de benim de belli bir olgunluğa ulaşmamız gerekiyormuş. Kararımı verdikten sonra da hiç durmadım. Hayalime hep inandım, hiç bırakmadım. Benim bu kararlılığımı gören ailemde bana hep destek oldu. Bu kararı alalı 1 Ocak ta tam 1 yıl olacak. Yani hayalim doğdu, büyüdü ve artık neredeyse 1 yaşında.

Öyle güzel anlatıyor ki Lütfiye bunu… Üzerine söylenecek söz kalmıyor. Senelerdir yapmak istediğim şeyler için hazırlanıp bir türlü aksiyona geçemezken, şu ana kadar hep kendimi suçladım durdum. Korkularım, konfor alanımdan çıkamamam, o ilk adımı atacak cesareti gösterememem vs.. vs.. öyle çok kızdım ki kendime… Ama bugün bu satırları yazarken biliyorum artık, tıpkı kafadanbacaklı’nın yaratıcısı gibi, benim de gitmek istediğim yolda belli bir olgunluğa ulaşmam gerekiyordu. Bu sözler tam da bu yüzden kalbime dokundu, yavaş yavaş hayalime doğru ilerlediğim şu günlerde.

Son olarak Güneş’i sordum Lütfiye’ye… Güzel isimli kızını. Onun çocuk enerjisinin yaratıcılığı üzerine etkisini ve “O olmazsa olmazdı”yı biraz daha derinlemesine dinlemek istediğimi söyledim:

‘O olmasaydı olmazdı’ evet. Çünkü en büyük olgunlaşma sebebim. Anne olunca bütün değerleriniz, hayatınız, hayata bakış açınız değişiyor. Onunla birlikte tekrar çocuk olmak zorunda kalırken bir yandan da anne olmak zorundasınız. Hem Güneş ile birlikte hayatımın değişmesi hem de çocuk kitaplarının büyülü dünyasına tekrar giriş yapmam hayalimin olgunlaşma sürecini hızlandırdı sanırım. Güneşe kitap seçerken yazılarını okumayı hiç tercih etmedim sadece illüstrasyonlarına bakıp seçtim hep. Hala da öyle. İllüstrasyonları özellikle Güneş’in ilgisini çektiği sürece hikayesini ben kendim de yazabilirim çünkü. Şimdi düşünüyorum da sadece kızıma değil kendime de alıyormuşum aslında. Karakter çizimlerimde de Güneş’in sevdiği ve benim çocukluğumda yeri olan karakterleri seçmeye çalışıyorum. İlk önce de kızımın onayına sunuyorum karakterlerimi, ilk Güneş görüp seviyor.

Screen Shot 2017-12-17 at 21.44.13

1 senedir çok az uyuyorum, çok çalışıyorum, çok yoruluyorum. Ama uzun zamandır hiç olmadığım kadar mutlu ve gururluyum. İnsanların kafadanbacaklı yı ve tasarımlarımı sevmesi, her kişiye özel çizim ile yaşadığım heyecan ve çizim sonrası çizdiğim insanların mutlu olduğunu görmek bütün yorgunluklarımı alıp götürüyor. Çok güzel geri dönüşler alıyorum. En güzeli de kızıma bırakacağım eşi benzeri olmayan bir mirasa sahibim artık.

Lütfiye’nin cevaplarını defalarca okuyup defalarca başka noktalar yakalıyorum. Bence hayallerini yaşayan insanlardan daha büyük bir ilham yok bu hayatta! Herkes kendi yolunda, kendi seçimleri ile yaşıyor. Ve görünen o ki, Lütfiye kendini mutlu eden şeyi yapmayı, ve onu işe çevirmeyi seçebilmiş kararlı insanlardan. (hayır “şanslı” demeyeceğim çünkü onu da kendimiz yaratıyoruz.)

“Kızına bırakacağı eşi benzeri olmayan miras” bana kalırsa her gördüğümde beni gülümseten sıcacık çizimlerinden daha ötesi… Hayallerinin peşinden gidebilmiş ve onları gerçek yapabilmiş bir anne… Bundan daha güzel bir miras olabilir mi bir çocuk için, daha güzel rol model olunabilir mi 3 yaşında bir kız çocuğuna?

İlham olduğu ve farkında bile olmadan hayatına dokunduğu, motivasyon ve inanç verdiği tüm okuyanlar adına, teşekkürler Lütfiye ❤

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 2. Görev: 10 Yeni Alışkanlık

Yeniden merhaba,

Geçen hafta başladığım “Hayatın Kontrolünü Eline Al” dizisinde ilk görev enerji kaçaklarını belirlemek, ve başa çıkabildiklerinizi elemeye başlamaktı. Umuyorum okuyanlar arasında bunu uygulamaya geçenler olmuştur. Tecrübelerinizi yorumlara ekleyebilir ya da merve@yogamagistanbul.com adresinden benimle paylaşabilirsiniz.

Bu haftanın görevi ilk görev ile ilintili, ancak ondan daha proaktif. Artık ısındığımıza gore uygulamaya geçebiliriz! 🙂

Başlamadan önce özellikle belirtmek istediğim bir nokta var. Sadece bu yazdıklarım değil, ama kişisel gelişim alanında yazılmış kitaplarda, dinlediğiniz ilham verici konuşmalarda ya da blog yazılarında yazılan uygulamaları okumak / dinlemek size hiç bir şey katmıyor. (Ta ki onları gerçekten yapmaya başlayana kadar.)

Biliyorum, çünkü yıllarca bir çok kitap okudum, hatta eğitimlere, seminerlere katıldım, bana ilham veren insanlarla sohbet etme şansı buldum, onların neler yaptığını dinledim. (Not dahi aldım!) Ama bunları yakın zaman öncesine kadar uygulamaya hiç geçmedim. Neden yapmadığıma dair onlarca bahane sunabilirim. Zamansızlıktan başlayarak… Ama benim kendimi zamanında inandırdığım bu bahanelerin hiç birine inanmanızı bekleyemem… Çünkü adı üstünde, bahane. Belki kabullendiklerini değiştirmenin yorucu olduğunu düşündüğümden, belki de hayatımın kontrolünü elime almanın getireceği sorumluluktan kaçtığımdan ürettiğim bahaneler. Çünkü kısa zaman öncesine kadar hayatımın dümeninde oturanın ben olmadığımı düşünmek daha kolay geliyordu. Böylece her dalgada, fırtınada ve hatta alaborada bir başkasını, havayı, denizi ya da çok zorda kalırsam şanssızlığımı dahi suçlayabiliyordum.

Hayatınızın kontrolünü elinize almak demek, geminin kaptanı olmak demek bunu unutmayın. Evet, gemi batarsa batıranın siz olduğunu bileceksiniz, bu büyük sorumluluk! Ama aynı zamanda ne yöne gitmek istiyorsanız özgürce oraya da gidebileceksiniz. Rüzgara, havaya, ya da geminin dümenine geçen her kim olduğunu düşünüyorsanız ona bağlı kalmadan hem de.

İşte bu yüzden, paylaştıklarımı (ya da uygulama öneren herhangi başka yazıyı )okuyup bir gün yeniden açar okur uygularım derseniz, sadece bir kaç dakikanınızı boşa harcamış olursunuz, elinize bir kağıt kalem alır, yazı bittikten sonra aşağıda bahsettiğim listeyi yaparsanız, işte ancak o zaman hayatın gidişatında bir takım pozitif değişikler yaratabilirsiniz.

Hazırsanız başlıyoruz!

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 2. Görev: Yeni Alışkanlıklar Listesi

Bu haftanın görevi 10 yeni alışkanlık.

Ne düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Ben bu egzersizi yapmaya ilk kalkıştığımda 10 bana korkutucu (belki de iddiali demek daha doğru) bir sayı gibi görünmüştü ama uygulamaya başlayınca hiç de öyle olmadığını fark ettim.

Uzmanlar diyor ki:

“İstemediğiniz bir alışkanlıktan kurtulmak icin yerine yeni bir alışkanlık koymanız gerekir. Yoksa ona geri dönmeniz an meselesi.”

Artık enerji emen ve emerji veren şeyleri tanımaya başladık.

İyi alışkanlık = bize enerji veren
Kötü alışkanlık = enerjimizi emen şeyler olarak düşünebilirsiniz.

Yapmaya can attığınız, yapacağınız zaman mutlu olduğunuz ama her gün yapmadığınız o ufak şeylerin peşinden koşun bu hafta. (Bir deftere not almanızı öneriyorum.) Ve onları hayatınıza hiç bir şey katmayan, zamanınızı, enerjinizi ve hatta paranızı emen şeylerle değiştirin. (Kötü alışkanlık illa kötü olmak zorunda değil, size hiç bir şey katmayan, hayatınıza hiç bir faydası olmayan alışkanlıkların da kötü olduğunu fark edin çünkü onlar size faydalı olacak şeylerden zaman ve enerji çalıyor.)

Mesela:

Her gün işten eve döndüğümde 10 dakika esneme gevşeme hareketleri yaparak rahatlamak (Koltuğa kendimi bırakıp instagram’da zaman harcamak yerine.) ya da alarmı erteleyip durmaktansa her sabah 10 dakika meditasyon yapmak.

Burada önemli olan tek bir şey var.

10 yeni küçük alışkanlığı seçerken “yapmak zorunda” olduğunuzu düşündüklerinizi değil, “yapmak istedikleriniz” ve “yapmaktan keyif alacaklarınıza” odaklanın. (yaptıktan sonra iyi ve mutlu hissettirecek şeyler olsun)

İlk çalışmadan farklı olarak “yapmaktan sürekli kaçıp ertelediğiniz” – yapıp kurtulup üzerini çizdiğinizde rahatlayacağınız şeyler değil- asıl yapmak için heyecanlanıp mutlu olacağınız ya da yaptıkça hayatınızı kolaylaştıracak maddeleri bulmalısınız.

Örnek maddeler:

-Otobüste telefonda candy crush oynamak yerine kitap okuyacagim / sesli kitap dinleyecegim.
-Her akşam yatakta sosyal medya hesaplarımda dolaşacağıma ertesi günü planlamak için 10 dakika ayıracağım.

Son olarak, sevmediğiniz alışkanlıklardan (enerji emen) ya da size hiç bir şey kazandırmayan alışkanlıklardan kurtulmak için eğlenceli bir yöntem daha önereceğim.

Diyelim ki TV bağımlısısınız ve her aksam televizyon izleme alışkanlığından kurtulmak (ve yerine yeni bir alışkanlık koymak) istiyorsunuz, televizyon izlemediğiniz ve o zamanı daha verimli geçirdiğiniz her gün için kendinize bir yıldız verin. (gerçekten görselleştirmek önemli, hep gözünüzün önünde olsun) Örneğin bir pano olsun oraya ekleyin. 30 günün sonunda 30 yıldızı toplayınca da kendinizi şımartacak bir ödül verin. (sekeri kesmenizin 30. gün ödülü gidip pasta yemek olmasın ama 🙂 ) Mesela masaj? Ya da Belgrad Ormanı’nda yürüyüş…

Bu haftanın görevi 10 yeni alışkanlık listesini çıkarmak olsun. Yeni alışkanlıklara yer açmanız gerekecek, bunun için neleri hayatınızdan çıkaracağınıza bakın. Size faydası olmayan şeylerle vedalaşın.

Yavaş yavaş da uygulamaya başlarsanız ne güzel olur! Bunu bir kere yapmaya başlayınca eforsuz ve kendiliğinden gelişecektir her sey. Bir bakacaksınız ki zaten işten eve dönünce10 dakika esneme hareketi yapmayı siz unutsanız da vücudunuz size hatırlatmaya başlamış.

Keyifli listeler! 🙂

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 1. Görev: Enerji Kaçakları

YogaMag günlüklerinde yeni bir programa başlıyorum. Yeni yıla kadar her hafta sizlerle yeni bir görev paylaşacağım. Bunlar benim bugüne kadar katıldığım eğitimler, aldığım notlar, okurken altını çizdiğim kitaplardan aklımda kalanlar, uyguladığım ve içselleştirmeye çabaladığım alışkanlıklar… Bana ve hayatıma yön veren şeyler.

Umarım sizler de bunları uygulayacak zamanı kendinize yaratır ve hayatınızda yeni güzelliklere yer açabilirsiniz.

***

Önümüzdeki 3 ay boyunca benimle olacaklardan ricam – bu süre içinde her gün sadece yaşadığınız güne odaklanın. O gün yapabileceklerinizi yapın – ertesi gün yapılacakları düşünmeyi bir kenara bırakın. Çünkü farkında olmasak da zamanımızın çoğu zaten yarını düşünürken bugünü harcayarak geçmiyor mu?

Ufak adımlarla yürümek bizi oraya götürecek halbuki… Nasıl koşarım diye düşünmek değil…

Gelin bugün ilk adımı atalım.

GÖREV 1- ENERJİ KAÇAKLARINI HAYATIMIZDAN TEMİZLİYORUZ!

İstediklerimizi elde etmek için yapmamız gereken şey çok kolay. Enerjimizi emen şeylerden kurtulup onları enerji verenlerle değiştirmek.

Hayatımıza istediğimiz şekli vermek icin gereken tüm formül bu aslında.

Ufak adımlar…

Enerji verenlere yer açmak icin, önce enerji emenlerden kurtularak başlayacağız planımıza.

Uzun zamandır neleri tolere ediyorsunuz?

Çok büyük düşünmeyin – en yakın çevrenize bakın bir. Geniş düşünmek öyle bir erdem olarak öğretildi ki bize,  ufak şeyler önemsiz sandık. Halbuki onları düzeltmeden bir adım daha ilerleyemiyoruz. Ufak sandığımız şeyler üst üste binince dev streslere dönüşüyor…

Örnek:

-Ödenmeyi bekleyen fatura
-Tamir edilmeyi bekleyen dolap kapağı (her sabah açarken sizi rahatsız eden)
-Zamanı geçmiş kedi aşı randevusu (her hafta sonu haftaya götüreceğim diye ertelediğiniz) (mevcut durumum…)
-Cok sıkıcı olduğu için her gün yarın yaparım diye ertelediğiniz angarya işler. (faturaların dosyalanması- resimlerin tarihe göre klasörlenmesi….)
-Her gördüğünüzde “of şunu yapmam lazım” deyip bir türlü yapmadıklarınız.

BUNLARI YAZIN. HEPSİNİ YAZIN.

Daha büyük şeyleri de yazın. Tolere ettiğiniz başka neler var? (kontrolünüzde olmayanlar da dahil.)

Mesela iş arkadaşınızın sürekli yüksek sesle müzik dinlemesi,en yakın arkadaşınızın whatsapp mesajlarınızı okumasına rağmen 2 gün sonra cevap vermesi, trafik, komşularınız…

Tolere ettiğimiz her şey enerjimizi aşağıya çekiyor. Bununla ilgili çalışmayı öğrendiğim kitabın yazarı (Talane Miedener, Coach Yourself to Success) danışanlarına bu listeyi yaptırdığında herkesin ortalama 60-100 arası şeyi tolere ettigini fark ettiğini belirtiyor. Yani 3 şey yazdıysanız listeye, bir daha düşünün. Aklınıza gelmeyen, alıştığınız ve kanıksadığınız enerji kaçakları olabilir ki- asıl en tehlikelileri onlar.  Hepsini yazmaya çalışın.

Kafanızın içinde darmadağın duran şeyleri zihninizden alıp deftere geçirmek düşündüğünüzden daha kritik. Lütfen yapın 🙂 Liste sadece aklınızda olmasın. Kağıt üzerinde de kalsın. Sonra listeden yapabileceklerinizi seçin.

Ayırabileceğiniz vakte göre eritebildiklerinizi eritin. Tabi ki hepsini değil. Bir- belki iki tanesini.

Kimi sadece bir telefon açmanıza bakıyor olabilir. (Tamirciyi aramak?) Ama üşendiğiniz için hep erteliyorsunuzdur. Bu ve benzeri küçük şeyleri çözerek başlayın. Ben örneğin yarın – haftalardır düzenleyeceğim dediğim dolabımı toplayacağım. Her sabah giyinirken kıyafetlerimi seçemiyorum vs. diye sinirleniyorum kendime. Bir saat içinde ufak bir dokunuşla halledebilecekken her yeni güne başlarken modumu düşüren, ne büyük bir enerji kaçağı..

Belli maddeler icin kendinize bir deadline koyabilirsiniz.(“Bu hafta sonuna kadar şunu bitirecegim” gibi) Her gün 5 dakika-10 dakika ayırıp yapabileceklerinizi çıkarın. Sonuna da bir ödül koyun kendinize. Hatta bunu arkadaşınızla yapabilirsiniz. İkiniz de liste yapın. İkiniz de hedef koyun. Sonra beraber ödülünüzü alın. 🙂 (sinema vs. olabilir, gitmek istediğiniz bir yoga dersi olabilir… Tercih size kalmış!)

Yapamayacağınız, elinizde olmayan şeyler olabilir listenizde. Olsun. onları da yazın… Orada bırakın, size çözüm kendiliğinden gelecek. Göreceksiniz.

Ben bu uygulamayı seneler önce ilk yaptığımda şirkette yanimda oturan iş arkadaşımdan ve çok gürültülü oluşundan şikayetçiydim. (ehmm umarım okumuyordur.) Bunu da yazdım listeme. İki hafta sonra kızın masası değişti onların departmanı başka kata taşındı…

Özetle bugünün görevi: listenizi yapmanız.
Sonra içinden bir madde seçerek bu haftadan itibaren üzerinde çalışmaya başlamanız.

Listeyi yaparken enerji kaçaklarının hayatınızın en çok hangi alanında toplandığını fark edebilirsiniz.  Çok iyi gidiyor sandığınız ilişkide bir sürü küçük enerji kaçağı varsa mesela- belki de o ilişkiyi gözden geçirmeniz gereklidir.

Aynı şey işiniz, eviniz, yaşadığınız şehir için bile geçerli.

Ama boşverin bunları şimdilik. Yazdıktan sonra listeniz size hayatınızla ilgili bir ipucu verecektir.

Haftaya daha az enerji kaçağıyla görüşmek üzere! Haydi temizliklerimizi yapalım da güzel enerjilere yer açılsın!;)

Her hafta paylaşacağım yeni görevlerden haberdar olmak için YogaMag İstanbul’u buradan takip edebilirsiniz:

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 50 takipçiye katılın

Denge Üzerine…

Denge:

1. bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumu
2. iki karşıt gücün denk gelmesinden doğan durum.

Sözlük anlamı “iki karşıt gücün denk gelmesi” olsa da,  senelerce karşıt güçlerden birinin diğeri üzerinde üstünlük kurması, domine etmesi, ya da güçlerden birinin tamamen yok olması ile hayatıma dengeyi getirebilirim sandım.

Sağlıklı olmak istiyorsam sağlıksız her şeyi hayatımdan çıkarmam lazımdı. İç huzura kavuşmak için öfke, kızgınlık gibi duygulardan arınmalıydım. (Evet, buna gerçekten inandığım bir dönem oldu. İnsan olduğumu unutmuş olmalıyım?)

Yoga ile kendimi keşif yoluna çıkıyorsam eğer, bedenim ve zihnimde bana zararlı hiç bir şey barınmamalıydı. Bu çatışmalar içinde hayatıma dengeyi getirmeye çalışırken, dengeyi bozan her hareketimde suçlar buldum kendimi. Kurallara uymuyor, bir yolda dümdüz ilerleyemiyordum. İki karşıt güçten bir biri alıyordu kontrolü eline, bir diğeri. Bir gün mükemmele yakın yaşıyordum hayatı, tertemiz bir zihin ile, ertesi gün şüpheler, endişeler, soru işaretleri ile. Bir gün sağlıklı besleniyor, ertesi gün kendimi ne istersem yer buluyordum büyük bir keyifle. Bir kaç senemi böyle geçirdim. Denge için savaşarak…  Her başarısızlıkta isyan ederek, kendime yüklenerek.

Sonra yoga pratiğimin, okuduklarımın, öğrendiklerimin, içselleştirdiğim öğretilerin ve aslında belki de sadece olgunlaşmanın etkisiyle barıştım içimdeki tüm karşıt güçlerle. Birini düşman birini dost bellemektense, ikisini de davet ettim hayatımın ortasına. Bıraktım, yollarını kendileri bulsunlar. Anladım ki, bedenim de zihnim de yeterince biliyormuş aslında doğruyu. Egom susunca duyabildim onları. Biraz sağlıksız beslensem, zaten sonra bedenim bana emrediyordu sağlıklı şeyleri. Hareketsiz kalsam, beni ya yürüyüşe, ya da matımın üzerine sürüklüyordu bacaklarım. Çok öfkelendiğim, üzüldüğüm ya da kendimi çıkmazda hissettiğim zamanlarda beni rahatlatan şeylere yönlendiriyordu zihnim beni. Ne zaman ki her şeyi olduğu gibi kabullenmeyi seçtim, o zaman kontrol geçti elime ve o kontrolle beraber tanıştım aslında her zaman içimde barınmasına rağmen varlığını sonradan fark ettiğim dengeyle.

Bir kez daha bakacak olursak dengenin sözlük anlamına; “bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumu” hayatıma tam olarak “iki karşıt gücün denk gelmesi” ile girdi. Artık kendimi daha güçlü ve daha dik hissediyorum. Hayatımdaki zıtlıkların birbiri ile mükemmel uyumu ile devrilmeden duruyor, güven içinde yürüyor, ama daha önemlisi dengem kaybolduğu zaman panik olmak yerine yeniden denge haline dönebiliyorum. Tıpkı ağaç pozunda dengem bozulunca pozdan çıkmak yerine konsantrasyonumu ve odağımı kaybetmeden ufak bir düzeltme ile yeniden ana dönebildiğim gibi.

Bugün Çocuk Olun!

“Çocukluğunuzu hatırlayın, yağmurda ve karda “Ah, ne kadar da eğlenceli!” diyerek oynadığınız anları… Zihninizin her şeyle, böyle ayrımcı olmayan bir yöntem ile başa çıkabildiği zamanları. İşte o zaman zihniniz olağanüstü bir ışıkla dolacaktır.” diyor Zen Ustası Suzuki Shosan (1579-1655)

photo: http://alexhughescraft.blogspot.com.au/
photo: http://alexhughescraft.blogspot.com.au/

Dünya üzerinde geçirdiğimiz her gün, her saat, her dakika ve saniye ince ince aklımıza işlenen “normal”, “doğru”, “olması gereken”lerden arındığımız zaman, bedenimiz, ruhumuz ve zihnimiz gerçek aydınlanmayı yaşayacak.

İlk çocukluk yıllarımızda, içimizde var olan tüm o algılar zamanla paslanıyor, kirleniyor, üstü örtülüyor, saklanıyor hatta kimisi ayıplanıyor.

Çocukluğunuzda kumda oynarken, dalgaların üzerine çığlık atarak koşarken, zıplarken, neşe içinde kendi çevrenizde dönerken ne hissediyordunuz bir düşünün. “Bana bakan var mı?”, “Hakkımda ne düşünüyorlar kim bilir”, “Az önce içtiğim koca bardak portakal suyu midemi kocaman şişirdi, göbeğimi içime çekeyim”, “Kahretsin, deniz suyu saçımı mahvetti” vb. düşüncelerden biri bile tanıdık geliyor mu? Bu düşüncelerden herhangi biri o çocuk zihninizin içinde barınabiliyor muydu? Yoksa “anda” mıydınız? Yaşadığınızın anın tam içinde, ortasında. Tam olarak ayaklarınızı bastığınız yerde.

photo: http://laurenarlene.tumblr.com/
photo: http://laurenarlene.tumblr.com/

Peki ya bugün?

Bugün günde kaç kere zihninizi bedeninizden ayrı bir yerde yakalıyorsunuz?

Kaç kere masanızın başında otururken, kitap okurken, ya da daha önce hiç gitmediğiniz bir restoranda muhteşem bir yemeği deneyimlerken zihniniz sadece orada, o masada, o odada, o mekanda kalabiliyor? Bu yazıyı okurken yetiştirilmesi gereken raporu, yarın yapacağınız sunumu, sevgilinizin son mesajında tam olarak ne demek istediğini, oğlunuzun okuluna vermeyi unutmamanız gereken gezi izin belgesini, akşam gelecek misafirlere ne ikram edeceğinizi düşünüyor musunuz? O zaman burada değilsiniz.

Çocuk olun… Anda kalın… “-Meli, -Malı”larınızdan kurtulun. Siz yarını yakalamaya çalışırken bugün uçup gidiyor. Ve aslında bugün yaşamanız gereken çok özel ve güzel anlarla dolu. Nefesle dolu, keyifle dolu, yaşamla dolu.

Çocuk olun… Mesela şimdi kalkıp müziği açın, kapınızı kapayın. Dans edin! Evet, içinizden gelen hareketlerin hepsini yaparak, belki zıplayarak, belki yüksek sesle bağırıp şarkıya eşlik ederek. “Komik olmak”, “Saçma durmak” gibi şeylerin aslında hiç varolmadığı, sadece “kendin olmak” terimini bildiğiniz ve tanıdığınız o dünya düzeninin içinde, şimdi ayağa kalkın ve bırakın içinizdeki çocuk istediğini yapsın.

photo: http://bohemiadesign.tumblr.com/
photo: http://bohemiadesign.tumblr.com/

Boynumda Ağaç Kokusu…

İlham verenler köşesi, Yoga Mag’da yazmaktan en çok keyif aldığım bölüm… Burada bizi en çok heyecanlandıran, umutlandıran, bize en çok ilham veren kişilerin hikayelerini okuyorsunuz. Bugün de Ece’den bahsedeceğim size, ve Timberneck‘ten.

Timberneck’in yaratıcısı. Hayallerinin peşinden koşan, hayallerinden bahsederken gözleri parlayan hayat dolu genç bir kadın Ece. Küçücük bir çocukken başladığı resim tutkusunu doğa sevgisi ve yaratıcılığı ile birleştirmiş ve bakın ortaya neler çıkmış…

12803219_953717801373603_5747516465523627938_n.jpg

Biz sorduk, o da tüm içtenliğiyle yanıtladı…

Ece kimdir?

foto_ece

Adım Ece Başak Bilgör, 1991 yılında doğdum ve Lüleburgaz’ın buğday tarlalarında büyüdüm. Doğadan hiç kopamadım ve hep ona koştum. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü mezunuyum, bu bölümü sadece kendim için okudum.
Şarkı söylerim, resim yaparım, 8 yıl voleybol oynadım. Şimdilerde yaşamımı anlamlı hale getirmeye çabalıyorum ve nedenli yaşamayı keşfediyorum
 Timberneck’in hikayesi…

Timberneck’in hikayesi çok eski; 11 yaşında belediyede yaşıtlarımla resim kursuna gidiyordum, ancak bu kursu parayla ödeyerek değil, kurstan sonra yaşı oldukça ilerlemiş olan sevgili hocamız Nevin hocaya yardım ederek alabiliyordum. Nevin Hoca’nın yanında çalışmamın karşılığında hem resmimi hem de ahşap üzerine yapılan boya uygulamalarını öğrendim. O yaştan beri bu fikrim vardı ancak Timberneck henüz 1,5 yaşında.

İlham kaynağı
Resimle doğayı birleştirmek, sentetik bir kumaş ya da kağıdın üzerine değil de, direkt doğadan olanın üzerine yine doğayı resmetmek bana ilham veren en önemli nokta.
Resimlerimin hepsi, içimizdeki doğaya bağlılığımızı anlatıyor.
IMG_0133
Timberneck’in Malzemeleri ve ortaya çıkış süreci
Öncelikle hafta sonları kendim orman yürüyüşüne çıktığımda topluyorum. Bunlar kayın ve meşe. Sandal ağacı ve zeytin ağacı için de, güneyde oturan bir tanıdığım bana mevsiminde budanmış odunları yolluyor. Daha sonrasında kesip törpülemek, resim yaptığım alanı kolaylaştıracak emekler geliyor. En güzeli de saatler sonra resim bittiğinde ve kuruduğunda birilerinin boynunda hayal etmek.
Hayalleri…
Timberneck henüz çok yeni ancak sürekli kendimi geliştirerek ilerlemek, insanların severek ve benim gibi hissederek bu kolyeleri takması en güzel hayal benim için. Tabii ki bir yandan da amacım bu işten gelir elde etmek, malesef maddi imkanlar dahilinde geliştirebildiğim bir süreç çünkü. Yaşamımı sadece bunu yaparak geçirmek istiyorum, fazla parada gözüm hiç olmadı.
Yogamag okuyucularına söylemek istedikleri
Eğer doğada bir etkileşim hissi varsa, ben de bu etkileşimin türler arası bağlantılar olduğuna inanıyorum. Bir kolye ne kadar beni ondan biri gibi hissettirebilir ki diye merak edenleri beklerim.
***
Timberneck kolyelere sahip olmak için info@timberneck.com adresinden mail atabilir, Facebook veya Instagram hesaplarından Ece’ye ulaşabilirsiniz.

 

11 yaşında, tutku ve hayalleri yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye başlamış olan Ece’ye teşekkür ederek yanından ayrılıyorum. Boynumda ağaç kokusu… Doğayı bu kadar yakınımda taşıyabilmek ne güzel, her baktığımda bana hayallerimi ve bir gün yerleşme hayali kurduğum o gizli cennetimi hatırlatacak bir şeyi üzerimde taşımak ne anlamlı…