Kafadanbacaklı ile hayalleri gerçekleştirmek üzerine…

İlham Verenler’in Yoga Mag İstanbul’da yazmayı en çok sevdiğim kategori olduğunu daha önceki röportajlarımda da belirtmiştim.

Ben ilham verenler kategorisi için kendi ilham aldığım insanlarla sohbet etmeye, onları size daha yakından tanıtmaya bayılıyorum.

Bu defa da radarıma instagram’da karşılaştığım kafadanbacaklı takıldı!

Ben hayallerinin peşinden giden insanlara hayranım. Tutkularını işe dönüştürenlere ve ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsın vazgeçmeyenlere…

Bir kaç hafta önce karşıma şu post çıkınca hiç düşünmeden instagramıma kaydettim:

Screen Shot 2017-12-17 at 20.53.42

O zamanlar kendisine mesaj atıp sorular sormayı planlamıyordum aslında. Sadece ilham almıştım. Dönüp dönüp okumak için kaydetmiştim. Hayallerimin peşinden koşmaya hazırlandığım şu heyecanlı günlerde, bundan bir sene sonrasını göremeyip kaygılandığım zamanlarda açmak için.

Bu satırları defalarca okudum.

Renkli kalemleri🖍, kırtasiye ıvır zıvırlarını bu kadar çok seven birisi için bu işlere 30 lu yaşlardan sonra başlamak 🤗 garip değil aslında çünkü hayatta her şey için belli bir olgunluğa ulaşmak gerek 😉 buna ‘hayaller’ de dahil ♥️
Çocukla zor olmuyor mu? sorularına yanıt 👉🏻evet oluyor özellikle de tek başınıza iseniz daha zor ama o olmasaydı ‘kafadanbacaklı’ da olmazdı ☀️
Onu büyütürken yıllardır benimle olan hayaller kabına sığmaz oldu,hayal dünyam onunla yeniden çocukluğuma döndü ✌🏻
Harekete geçme kararını alalı 1 Ocakta tam 1 yıl olacakken diğer hayallerim de dürtüyor beni sürekli ☺️ ama onlar için daha var benim biraz daha olgunlaşmam Güneş☀️in de biraz daha büyümesi gerek 😉
Peki bunları niye yazdım ☝🏻hayatta hiçbir hayalin gerçekleşmesi için geç değil
Yeter ki ona inanın, sevin, gerçekleşecek zamanı gelene kadar çok çalışın, o zaman geldiğinde de peşini hiç bırakmayın tutup sarılın ona 🤗

Ve hayallerinin peşinden koşan, tecrübelerini büyük bir açık yüreklilikle paylaşan, ve bu satırlarla belki de bir çok insana daha o ilk adımı atma motivasyon ve gücü veren bu güçlü ve yaratıcı kadını, Lütfiye’yi daha da yakından tanımak istedim. O da beni kırmadı ve sorduğum soruları bakın nasıl yanıtladı:

Kafadanbacaklı’nın yaratıcısı kimdir?

Adım Lütfiye Şen, Eylül 1985 doğumluyum. Mustafa Kemal Üniversitesi biyoloji mezunuyum. Uludağ Üniversitesi’nde tezsiz yüksek lisans yaptım. Evliyim ve iki çocuğum var. Kızım Güneş 3, köpeğim Bambu 6 yaşında. Tipik bir başak burcuyum. Boş duramayan, detayları seven, ince eleyip sık dokuyan, tamamı ile mükemmeliyetçi.

kafadanbacaklı nasıl ortaya çıktı?

Resim yeteneğimin olduğunun daha lise yıllarımda farkındaydım aslında. Çizmeyi, bir şeyler karalamayı, renkli boya kalemlerini hep çok sevdim. Ama hiç üstüne düşmedim. Güzel sanatlar mezunu bir arkadaşımın kızım ile birlikte yaptığımız bir karalamayı görmesi ve yeteneğimin olduğunu söylemesi ile harekete geçtim. Kendimi sanat malzemeleri satan kocaman bir dükkanda buldum. Çizim kağıtları, kalemler, boyalar derken çizmeye başladım. Çizmeye başlarken beni harekete geçiren ‘artık kendim için de bir şeyler yapmam gerek’ düşüncesiydi aslında. Bir nevi terapi. Ailemden uzak, başka bir şehirde iki yıldır kızıma tek başıma bakmak açıkçası beni yormuştu. O nedenle bu fikre sıkı sıkı sarıldım. Akşamları kızım uyuduktan sonra, aylarca içimden ne gelirse, nasıl olduğuna bakmadan çizdim, çizdim, çizdim. Bir gün kızımın adı Güneş olduğu için minik bir güneş çizmek istedim. Sonra ona gülen bir yüz yaptım. Bir de kolları bacakları olsun dedim. Baktım sadece bir kafa, kol ve bacaklar. E dedim adı kafadanbacaklı olsun. Aslında amacım küçük bir çocuk Güneş çizmekti ama kafadanbacaklı’nın çıkış noktası oldu. Daha sonra diğer çizimlerimde de bu fikir üzerinden ilerledim, karakterler ortaya çıkmaya başladı. Karakterlerin daha fazla insana ulaşması için de bir şeyler yapmam gerekliydi. Önce broş tasarlamaya karar verdim. Arkasından diğer tasarımlar geldi. Kişiye özel çizimler ve onlardan tasarlanan ürünler de yavaş yavaş evrimleşti bu süre içerisinde.

Biyoloji mezunu olduğum için sanırım algıda seçicilik oldu biraz. Üniversitedeyken de en sevdiğim derslerden biri Zooloji idi.

Böyle okuyunca hayal gibi geliyor değil mi? Hepimiz bir şeyler yapmak istiyoruz. Hayallerimizi gerçekleştirmek, ilk adımı atmak, emeklemek, yürümek ve koşmak… Ama başkalarının hikayelerini okuyunca sanki onlar için çok kolaymış da bizim için olmayacakmış gibi geliyor. Lütfiye’nin hikayesi öyle havada değil işte…  5-6 yıldır kafasında hep kendi karakterini yaratma ve tasarımlara dönüştürme hayali var fakat nasıl olacağını, nereden başlayacağımı bir türlü kestiremiyor.

Evet oradaydı ama soyuttu. Bir türlü şekil almıyordu. Bir gün ‘hadi’ dedim ‘artık zamanı geldi’. Bir yerlerden başlamak lazımdı.

Sanırım bu kararı alabilmem için kafamdaki hayalimin de benim de belli bir olgunluğa ulaşmamız gerekiyormuş. Kararımı verdikten sonra da hiç durmadım. Hayalime hep inandım, hiç bırakmadım. Benim bu kararlılığımı gören ailemde bana hep destek oldu. Bu kararı alalı 1 Ocak ta tam 1 yıl olacak. Yani hayalim doğdu, büyüdü ve artık neredeyse 1 yaşında.

Öyle güzel anlatıyor ki Lütfiye bunu… Üzerine söylenecek söz kalmıyor. Senelerdir yapmak istediğim şeyler için hazırlanıp bir türlü aksiyona geçemezken, şu ana kadar hep kendimi suçladım durdum. Korkularım, konfor alanımdan çıkamamam, o ilk adımı atacak cesareti gösterememem vs.. vs.. öyle çok kızdım ki kendime… Ama bugün bu satırları yazarken biliyorum artık, tıpkı kafadanbacaklı’nın yaratıcısı gibi, benim de gitmek istediğim yolda belli bir olgunluğa ulaşmam gerekiyordu. Bu sözler tam da bu yüzden kalbime dokundu, yavaş yavaş hayalime doğru ilerlediğim şu günlerde.

Son olarak Güneş’i sordum Lütfiye’ye… Güzel isimli kızını. Onun çocuk enerjisinin yaratıcılığı üzerine etkisini ve “O olmazsa olmazdı”yı biraz daha derinlemesine dinlemek istediğimi söyledim:

‘O olmasaydı olmazdı’ evet. Çünkü en büyük olgunlaşma sebebim. Anne olunca bütün değerleriniz, hayatınız, hayata bakış açınız değişiyor. Onunla birlikte tekrar çocuk olmak zorunda kalırken bir yandan da anne olmak zorundasınız. Hem Güneş ile birlikte hayatımın değişmesi hem de çocuk kitaplarının büyülü dünyasına tekrar giriş yapmam hayalimin olgunlaşma sürecini hızlandırdı sanırım. Güneşe kitap seçerken yazılarını okumayı hiç tercih etmedim sadece illüstrasyonlarına bakıp seçtim hep. Hala da öyle. İllüstrasyonları özellikle Güneş’in ilgisini çektiği sürece hikayesini ben kendim de yazabilirim çünkü. Şimdi düşünüyorum da sadece kızıma değil kendime de alıyormuşum aslında. Karakter çizimlerimde de Güneş’in sevdiği ve benim çocukluğumda yeri olan karakterleri seçmeye çalışıyorum. İlk önce de kızımın onayına sunuyorum karakterlerimi, ilk Güneş görüp seviyor.

Screen Shot 2017-12-17 at 21.44.13

1 senedir çok az uyuyorum, çok çalışıyorum, çok yoruluyorum. Ama uzun zamandır hiç olmadığım kadar mutlu ve gururluyum. İnsanların kafadanbacaklı yı ve tasarımlarımı sevmesi, her kişiye özel çizim ile yaşadığım heyecan ve çizim sonrası çizdiğim insanların mutlu olduğunu görmek bütün yorgunluklarımı alıp götürüyor. Çok güzel geri dönüşler alıyorum. En güzeli de kızıma bırakacağım eşi benzeri olmayan bir mirasa sahibim artık.

Lütfiye’nin cevaplarını defalarca okuyup defalarca başka noktalar yakalıyorum. Bence hayallerini yaşayan insanlardan daha büyük bir ilham yok bu hayatta! Herkes kendi yolunda, kendi seçimleri ile yaşıyor. Ve görünen o ki, Lütfiye kendini mutlu eden şeyi yapmayı, ve onu işe çevirmeyi seçebilmiş kararlı insanlardan. (hayır “şanslı” demeyeceğim çünkü onu da kendimiz yaratıyoruz.)

“Kızına bırakacağı eşi benzeri olmayan miras” bana kalırsa her gördüğümde beni gülümseten sıcacık çizimlerinden daha ötesi… Hayallerinin peşinden gidebilmiş ve onları gerçek yapabilmiş bir anne… Bundan daha güzel bir miras olabilir mi bir çocuk için, daha güzel rol model olunabilir mi 3 yaşında bir kız çocuğuna?

İlham olduğu ve farkında bile olmadan hayatına dokunduğu, motivasyon ve inanç verdiği tüm okuyanlar adına, teşekkürler Lütfiye ❤

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Sığınmacılar ve Göçmenler Dayanışma Derneği – Çocuklarla Yoga

Geçtiğimiz günlerde güzel bir tesadüf sonucu Ezgi ile tanıştım. Bazen bir insanla yüz yüze tanışmadan bile onu sohbet ederek, paylaşarak, konuşarak tanımak mümkün. İşte Ezgi ile tanışma hikayem böyle benim. Her gün yüzünü gördüğüm insanlardan daha çok tanıyor gibiyim.

Çocuk yogası ile ilgili bir dosya hazırlamak istiyordum ne zamandır. Çocuk yogası nedir, faydaları nelerdir… Bu sebeple bir araştırma yaparken, yol beni aldı bambaşka bir yere götürdü. Ezgi’nin SGDD’de verdiği derslere. Yoga aracılığıyla hayatına dokunduğu, yüzlerini güldürdüğü çocuklara…Ondan hikayesini biraz daha detaylandırmasını istedim ve o da paylaşmama izin verdi. Tek bir kelimesine dahi dokunmadan paylaşıyorum sizlerle.

******

“Mart ayında Sığınmacılar ve Göçmenler Dayanışma Derneği (SGDD), benim de eğitmenlik eğitimini aldığım YogaCiCi’ye ulaştı ve derneklerine gelen Suriyeli çocuklara yoga dersi verip veremeyeceğimizi sordu.

Başak Hoca’nın bu teklifi Facebook sayfamızda paylaştığını görünce çok heyecanlandım ve ben de hemen gönüllü olmak istedim.

Açıkçası böyle bir teklif gelene kadar da SGDD’den haberdar değildim. Kısa bir araştırmayla SGDD’nin Türkiye’de yaşayan mülteci ve sığınmacıların temel ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı olmak amacıyla kurulduğunu öğrendim. Dernek, hem komşu ülkelerden hem de çatışma bölgelerinden gelen bu mülteci ve sığınmacılara psikososyal destek sağlıyor. Derneğe gidip çalışanlarla tanıştığımda ise hem dernekle hem de hizmet verdikleri kişilerle ilgili biraz daha bilgi sahibi oldum. İlk dikkatimi çeken, çalışanların ne kadar genç ve güler yüzlü olduklarıydı. Dernekte çocukların derslerine yardımcı oldukları kadar, psikolojik destek ve beslenme eğitimi verdiklerini öğrendim. Türkçe bilmeyen çocuklara Türkçe, ailesi Suriye’den gelip kendisi burada doğan çocuklara ise, bir gün anavatanlarına dönerlerse diye Arapça öğretiyorlarmış. Tabii aynı zamanda aileleri de bilinçlendirmek gibi bir misyonları da var.

Dernekte mart – mayıs ayları arasında, haftada bir gün iki seans olarak Suriyeli mülteci çocuklara ders verme fırsatı bulduk.

İlk derse gitmeden önce biraz tedirgindim. Bir şekilde yurtlarından koparılmış, bilmedikleri bir ülkeye gelmiş ve yaşamlarına devam etmeye çalışan bu çocuklarla nasıl iletişime geçebileceğimi günlerce araştırdım, üzerine düşündüm. Ama ilk derse gidip de sınıftan içeri girince aklımdaki her şey gitmişti. Küçük bir kız gelip belime sarılmıştı bile.

İlk derslerde birbirimizi tanıdık ve aramızda tatlı bir güven ortamı oluşturduk. Grup arasında Türkçe bilmeyen çocuklar da vardı, bu yüzden SGDD’den bir tercüman her derste mutlaka bizimle oluyordu. Bazen onları da oyunlarımıza kattık hatta. Dersler geçtikçe çocuklar bize alıştı ve yogayı sevdiler; bazen derslerde yapmak istedikleri pozları, oynamak istedikleri oyunları onlar bize söylüyordu. Hiç tanımadığın bir grubun karşısına geçip onlara bir şey öğretmek ve öğrendiklerini görmek muazzam bir duygu. Bir de üzerine her dersin sonunda sarılıp teşekkür etmeleri beni farklı bir yere götürüyordu.

3 ayın sonunda gördüm ki, sevgi ve ilgiye aç diye düşündüğüm bu çocuklar her hareketleriyle bizi ne kadar sevdiklerini göstermişlerdi. Hepsine, SGDD’ye ve YogaCiCi’ye çok çok teşekkür ederim.”

Ezgi Karatekin Kimdir?

“Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nin ardından Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdim. Eğitim ve reklam sektörlerinde çalıştığım yıllar boyunca, vakit buldukça yoga derslerine katıldım. 2015 yılında özel sektörde çalışmayı bırakıp Naz Şarman ve Mey Elbi ile 200 saatlik Cihangir Yoga’nın Temelleri Hocalık Eğitimi’ni tamamladım. İçimdeki öğrenme ve paylaşma güdüsünü takip edip Nur Sakallı ve Mey Elbi’den Hamile Yogası Eğitimi, Başak Deepa Yüksel’den Çocuk Yogası Eğitmenlik Eğitimi ve Devrim Akkaya’dan 50 saatlik inziva şeklinde Yin Yoga Eğitimi aldım, David Cornwell ile Meditasyon ve Sinir Sistemi Teorileri üzerine çalıştım. Yoga aracılığıyla, hem kendi pratiğimde hem de verdiğim derslerle, özümde kim olduğumu keşfetmeye devam ediyorum.”

https://yogakafasi.com/

https://www.instagram.com/yogakafasi/

https://www.instagram.com/egoka/

SGDD Hakkında:

20 yılı aşkın süredir, SGDD-ASAM kendisini, mültecilerin ve sığınmacıların Türkiye’de karşılaştıkları sorunlara çözüm yolu bulmaya, birincil ihtiyaçlarını karşılamaya ve temel hak ve hizmetlerden yararlanmalarını sağlamak için destek vermeye adamıştır. Kuruluşundan bu yana SGDD-ASAM, çatışma bölgelerinden gelen sığınmacılara ve mültecilere psiko-sosyal destek sağlamaktadır.

Destekçi olmak için http://sgdd.org.tr/bagis/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

***

Bir çocuğun gülümsemesi dünyaya bedel.

Hikayesini bizimle paylaştığı ve ilham olduğu için Ezgi’ye teşekkürler.

(Fotoğraf SGDD Facebook sayfasından alıntıdır.)

https://www.facebook.com/asamsgdd/

 

 

 

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 2. Görev: 10 Yeni Alışkanlık

Yeniden merhaba,

Geçen hafta başladığım “Hayatın Kontrolünü Eline Al” dizisinde ilk görev enerji kaçaklarını belirlemek, ve başa çıkabildiklerinizi elemeye başlamaktı. Umuyorum okuyanlar arasında bunu uygulamaya geçenler olmuştur. Tecrübelerinizi yorumlara ekleyebilir ya da merve@yogamagistanbul.com adresinden benimle paylaşabilirsiniz.

Bu haftanın görevi ilk görev ile ilintili, ancak ondan daha proaktif. Artık ısındığımıza gore uygulamaya geçebiliriz! 🙂

Başlamadan önce özellikle belirtmek istediğim bir nokta var. Sadece bu yazdıklarım değil, ama kişisel gelişim alanında yazılmış kitaplarda, dinlediğiniz ilham verici konuşmalarda ya da blog yazılarında yazılan uygulamaları okumak / dinlemek size hiç bir şey katmıyor. (Ta ki onları gerçekten yapmaya başlayana kadar.)

Biliyorum, çünkü yıllarca bir çok kitap okudum, hatta eğitimlere, seminerlere katıldım, bana ilham veren insanlarla sohbet etme şansı buldum, onların neler yaptığını dinledim. (Not dahi aldım!) Ama bunları yakın zaman öncesine kadar uygulamaya hiç geçmedim. Neden yapmadığıma dair onlarca bahane sunabilirim. Zamansızlıktan başlayarak… Ama benim kendimi zamanında inandırdığım bu bahanelerin hiç birine inanmanızı bekleyemem… Çünkü adı üstünde, bahane. Belki kabullendiklerini değiştirmenin yorucu olduğunu düşündüğümden, belki de hayatımın kontrolünü elime almanın getireceği sorumluluktan kaçtığımdan ürettiğim bahaneler. Çünkü kısa zaman öncesine kadar hayatımın dümeninde oturanın ben olmadığımı düşünmek daha kolay geliyordu. Böylece her dalgada, fırtınada ve hatta alaborada bir başkasını, havayı, denizi ya da çok zorda kalırsam şanssızlığımı dahi suçlayabiliyordum.

Hayatınızın kontrolünü elinize almak demek, geminin kaptanı olmak demek bunu unutmayın. Evet, gemi batarsa batıranın siz olduğunu bileceksiniz, bu büyük sorumluluk! Ama aynı zamanda ne yöne gitmek istiyorsanız özgürce oraya da gidebileceksiniz. Rüzgara, havaya, ya da geminin dümenine geçen her kim olduğunu düşünüyorsanız ona bağlı kalmadan hem de.

İşte bu yüzden, paylaştıklarımı (ya da uygulama öneren herhangi başka yazıyı )okuyup bir gün yeniden açar okur uygularım derseniz, sadece bir kaç dakikanınızı boşa harcamış olursunuz, elinize bir kağıt kalem alır, yazı bittikten sonra aşağıda bahsettiğim listeyi yaparsanız, işte ancak o zaman hayatın gidişatında bir takım pozitif değişikler yaratabilirsiniz.

Hazırsanız başlıyoruz!

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 2. Görev: Yeni Alışkanlıklar Listesi

Bu haftanın görevi 10 yeni alışkanlık.

Ne düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Ben bu egzersizi yapmaya ilk kalkıştığımda 10 bana korkutucu (belki de iddiali demek daha doğru) bir sayı gibi görünmüştü ama uygulamaya başlayınca hiç de öyle olmadığını fark ettim.

Uzmanlar diyor ki:

“İstemediğiniz bir alışkanlıktan kurtulmak icin yerine yeni bir alışkanlık koymanız gerekir. Yoksa ona geri dönmeniz an meselesi.”

Artık enerji emen ve emerji veren şeyleri tanımaya başladık.

İyi alışkanlık = bize enerji veren
Kötü alışkanlık = enerjimizi emen şeyler olarak düşünebilirsiniz.

Yapmaya can attığınız, yapacağınız zaman mutlu olduğunuz ama her gün yapmadığınız o ufak şeylerin peşinden koşun bu hafta. (Bir deftere not almanızı öneriyorum.) Ve onları hayatınıza hiç bir şey katmayan, zamanınızı, enerjinizi ve hatta paranızı emen şeylerle değiştirin. (Kötü alışkanlık illa kötü olmak zorunda değil, size hiç bir şey katmayan, hayatınıza hiç bir faydası olmayan alışkanlıkların da kötü olduğunu fark edin çünkü onlar size faydalı olacak şeylerden zaman ve enerji çalıyor.)

Mesela:

Her gün işten eve döndüğümde 10 dakika esneme gevşeme hareketleri yaparak rahatlamak (Koltuğa kendimi bırakıp instagram’da zaman harcamak yerine.) ya da alarmı erteleyip durmaktansa her sabah 10 dakika meditasyon yapmak.

Burada önemli olan tek bir şey var.

10 yeni küçük alışkanlığı seçerken “yapmak zorunda” olduğunuzu düşündüklerinizi değil, “yapmak istedikleriniz” ve “yapmaktan keyif alacaklarınıza” odaklanın. (yaptıktan sonra iyi ve mutlu hissettirecek şeyler olsun)

İlk çalışmadan farklı olarak “yapmaktan sürekli kaçıp ertelediğiniz” – yapıp kurtulup üzerini çizdiğinizde rahatlayacağınız şeyler değil- asıl yapmak için heyecanlanıp mutlu olacağınız ya da yaptıkça hayatınızı kolaylaştıracak maddeleri bulmalısınız.

Örnek maddeler:

-Otobüste telefonda candy crush oynamak yerine kitap okuyacagim / sesli kitap dinleyecegim.
-Her akşam yatakta sosyal medya hesaplarımda dolaşacağıma ertesi günü planlamak için 10 dakika ayıracağım.

Son olarak, sevmediğiniz alışkanlıklardan (enerji emen) ya da size hiç bir şey kazandırmayan alışkanlıklardan kurtulmak için eğlenceli bir yöntem daha önereceğim.

Diyelim ki TV bağımlısısınız ve her aksam televizyon izleme alışkanlığından kurtulmak (ve yerine yeni bir alışkanlık koymak) istiyorsunuz, televizyon izlemediğiniz ve o zamanı daha verimli geçirdiğiniz her gün için kendinize bir yıldız verin. (gerçekten görselleştirmek önemli, hep gözünüzün önünde olsun) Örneğin bir pano olsun oraya ekleyin. 30 günün sonunda 30 yıldızı toplayınca da kendinizi şımartacak bir ödül verin. (sekeri kesmenizin 30. gün ödülü gidip pasta yemek olmasın ama 🙂 ) Mesela masaj? Ya da Belgrad Ormanı’nda yürüyüş…

Bu haftanın görevi 10 yeni alışkanlık listesini çıkarmak olsun. Yeni alışkanlıklara yer açmanız gerekecek, bunun için neleri hayatınızdan çıkaracağınıza bakın. Size faydası olmayan şeylerle vedalaşın.

Yavaş yavaş da uygulamaya başlarsanız ne güzel olur! Bunu bir kere yapmaya başlayınca eforsuz ve kendiliğinden gelişecektir her sey. Bir bakacaksınız ki zaten işten eve dönünce10 dakika esneme hareketi yapmayı siz unutsanız da vücudunuz size hatırlatmaya başlamış.

Keyifli listeler! 🙂

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 1. Görev: Enerji Kaçakları

YogaMag günlüklerinde yeni bir programa başlıyorum. Yeni yıla kadar her hafta sizlerle yeni bir görev paylaşacağım. Bunlar benim bugüne kadar katıldığım eğitimler, aldığım notlar, okurken altını çizdiğim kitaplardan aklımda kalanlar, uyguladığım ve içselleştirmeye çabaladığım alışkanlıklar… Bana ve hayatıma yön veren şeyler.

Umarım sizler de bunları uygulayacak zamanı kendinize yaratır ve hayatınızda yeni güzelliklere yer açabilirsiniz.

***

Önümüzdeki 3 ay boyunca benimle olacaklardan ricam – bu süre içinde her gün sadece yaşadığınız güne odaklanın. O gün yapabileceklerinizi yapın – ertesi gün yapılacakları düşünmeyi bir kenara bırakın. Çünkü farkında olmasak da zamanımızın çoğu zaten yarını düşünürken bugünü harcayarak geçmiyor mu?

Ufak adımlarla yürümek bizi oraya götürecek halbuki… Nasıl koşarım diye düşünmek değil…

Gelin bugün ilk adımı atalım.

GÖREV 1- ENERJİ KAÇAKLARINI HAYATIMIZDAN TEMİZLİYORUZ!

İstediklerimizi elde etmek için yapmamız gereken şey çok kolay. Enerjimizi emen şeylerden kurtulup onları enerji verenlerle değiştirmek.

Hayatımıza istediğimiz şekli vermek icin gereken tüm formül bu aslında.

Ufak adımlar…

Enerji verenlere yer açmak icin, önce enerji emenlerden kurtularak başlayacağız planımıza.

Uzun zamandır neleri tolere ediyorsunuz?

Çok büyük düşünmeyin – en yakın çevrenize bakın bir. Geniş düşünmek öyle bir erdem olarak öğretildi ki bize,  ufak şeyler önemsiz sandık. Halbuki onları düzeltmeden bir adım daha ilerleyemiyoruz. Ufak sandığımız şeyler üst üste binince dev streslere dönüşüyor…

Örnek:

-Ödenmeyi bekleyen fatura
-Tamir edilmeyi bekleyen dolap kapağı (her sabah açarken sizi rahatsız eden)
-Zamanı geçmiş kedi aşı randevusu (her hafta sonu haftaya götüreceğim diye ertelediğiniz) (mevcut durumum…)
-Cok sıkıcı olduğu için her gün yarın yaparım diye ertelediğiniz angarya işler. (faturaların dosyalanması- resimlerin tarihe göre klasörlenmesi….)
-Her gördüğünüzde “of şunu yapmam lazım” deyip bir türlü yapmadıklarınız.

BUNLARI YAZIN. HEPSİNİ YAZIN.

Daha büyük şeyleri de yazın. Tolere ettiğiniz başka neler var? (kontrolünüzde olmayanlar da dahil.)

Mesela iş arkadaşınızın sürekli yüksek sesle müzik dinlemesi,en yakın arkadaşınızın whatsapp mesajlarınızı okumasına rağmen 2 gün sonra cevap vermesi, trafik, komşularınız…

Tolere ettiğimiz her şey enerjimizi aşağıya çekiyor. Bununla ilgili çalışmayı öğrendiğim kitabın yazarı (Talane Miedener, Coach Yourself to Success) danışanlarına bu listeyi yaptırdığında herkesin ortalama 60-100 arası şeyi tolere ettigini fark ettiğini belirtiyor. Yani 3 şey yazdıysanız listeye, bir daha düşünün. Aklınıza gelmeyen, alıştığınız ve kanıksadığınız enerji kaçakları olabilir ki- asıl en tehlikelileri onlar.  Hepsini yazmaya çalışın.

Kafanızın içinde darmadağın duran şeyleri zihninizden alıp deftere geçirmek düşündüğünüzden daha kritik. Lütfen yapın 🙂 Liste sadece aklınızda olmasın. Kağıt üzerinde de kalsın. Sonra listeden yapabileceklerinizi seçin.

Ayırabileceğiniz vakte göre eritebildiklerinizi eritin. Tabi ki hepsini değil. Bir- belki iki tanesini.

Kimi sadece bir telefon açmanıza bakıyor olabilir. (Tamirciyi aramak?) Ama üşendiğiniz için hep erteliyorsunuzdur. Bu ve benzeri küçük şeyleri çözerek başlayın. Ben örneğin yarın – haftalardır düzenleyeceğim dediğim dolabımı toplayacağım. Her sabah giyinirken kıyafetlerimi seçemiyorum vs. diye sinirleniyorum kendime. Bir saat içinde ufak bir dokunuşla halledebilecekken her yeni güne başlarken modumu düşüren, ne büyük bir enerji kaçağı..

Belli maddeler icin kendinize bir deadline koyabilirsiniz.(“Bu hafta sonuna kadar şunu bitirecegim” gibi) Her gün 5 dakika-10 dakika ayırıp yapabileceklerinizi çıkarın. Sonuna da bir ödül koyun kendinize. Hatta bunu arkadaşınızla yapabilirsiniz. İkiniz de liste yapın. İkiniz de hedef koyun. Sonra beraber ödülünüzü alın. 🙂 (sinema vs. olabilir, gitmek istediğiniz bir yoga dersi olabilir… Tercih size kalmış!)

Yapamayacağınız, elinizde olmayan şeyler olabilir listenizde. Olsun. onları da yazın… Orada bırakın, size çözüm kendiliğinden gelecek. Göreceksiniz.

Ben bu uygulamayı seneler önce ilk yaptığımda şirkette yanimda oturan iş arkadaşımdan ve çok gürültülü oluşundan şikayetçiydim. (ehmm umarım okumuyordur.) Bunu da yazdım listeme. İki hafta sonra kızın masası değişti onların departmanı başka kata taşındı…

Özetle bugünün görevi: listenizi yapmanız.
Sonra içinden bir madde seçerek bu haftadan itibaren üzerinde çalışmaya başlamanız.

Listeyi yaparken enerji kaçaklarının hayatınızın en çok hangi alanında toplandığını fark edebilirsiniz.  Çok iyi gidiyor sandığınız ilişkide bir sürü küçük enerji kaçağı varsa mesela- belki de o ilişkiyi gözden geçirmeniz gereklidir.

Aynı şey işiniz, eviniz, yaşadığınız şehir için bile geçerli.

Ama boşverin bunları şimdilik. Yazdıktan sonra listeniz size hayatınızla ilgili bir ipucu verecektir.

Haftaya daha az enerji kaçağıyla görüşmek üzere! Haydi temizliklerimizi yapalım da güzel enerjilere yer açılsın!;)

Her hafta paylaşacağım yeni görevlerden haberdar olmak için YogaMag İstanbul’u buradan takip edebilirsiniz:

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 50 takipçiye katılın

Boynumda Ağaç Kokusu…

İlham verenler köşesi, Yoga Mag’da yazmaktan en çok keyif aldığım bölüm… Burada bizi en çok heyecanlandıran, umutlandıran, bize en çok ilham veren kişilerin hikayelerini okuyorsunuz. Bugün de Ece’den bahsedeceğim size, ve Timberneck‘ten.

Timberneck’in yaratıcısı. Hayallerinin peşinden koşan, hayallerinden bahsederken gözleri parlayan hayat dolu genç bir kadın Ece. Küçücük bir çocukken başladığı resim tutkusunu doğa sevgisi ve yaratıcılığı ile birleştirmiş ve bakın ortaya neler çıkmış…

12803219_953717801373603_5747516465523627938_n.jpg

Biz sorduk, o da tüm içtenliğiyle yanıtladı…

Ece kimdir?

foto_ece

Adım Ece Başak Bilgör, 1991 yılında doğdum ve Lüleburgaz’ın buğday tarlalarında büyüdüm. Doğadan hiç kopamadım ve hep ona koştum. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü mezunuyum, bu bölümü sadece kendim için okudum.
Şarkı söylerim, resim yaparım, 8 yıl voleybol oynadım. Şimdilerde yaşamımı anlamlı hale getirmeye çabalıyorum ve nedenli yaşamayı keşfediyorum
 Timberneck’in hikayesi…

Timberneck’in hikayesi çok eski; 11 yaşında belediyede yaşıtlarımla resim kursuna gidiyordum, ancak bu kursu parayla ödeyerek değil, kurstan sonra yaşı oldukça ilerlemiş olan sevgili hocamız Nevin hocaya yardım ederek alabiliyordum. Nevin Hoca’nın yanında çalışmamın karşılığında hem resmimi hem de ahşap üzerine yapılan boya uygulamalarını öğrendim. O yaştan beri bu fikrim vardı ancak Timberneck henüz 1,5 yaşında.

İlham kaynağı
Resimle doğayı birleştirmek, sentetik bir kumaş ya da kağıdın üzerine değil de, direkt doğadan olanın üzerine yine doğayı resmetmek bana ilham veren en önemli nokta.
Resimlerimin hepsi, içimizdeki doğaya bağlılığımızı anlatıyor.
IMG_0133
Timberneck’in Malzemeleri ve ortaya çıkış süreci
Öncelikle hafta sonları kendim orman yürüyüşüne çıktığımda topluyorum. Bunlar kayın ve meşe. Sandal ağacı ve zeytin ağacı için de, güneyde oturan bir tanıdığım bana mevsiminde budanmış odunları yolluyor. Daha sonrasında kesip törpülemek, resim yaptığım alanı kolaylaştıracak emekler geliyor. En güzeli de saatler sonra resim bittiğinde ve kuruduğunda birilerinin boynunda hayal etmek.
Hayalleri…
Timberneck henüz çok yeni ancak sürekli kendimi geliştirerek ilerlemek, insanların severek ve benim gibi hissederek bu kolyeleri takması en güzel hayal benim için. Tabii ki bir yandan da amacım bu işten gelir elde etmek, malesef maddi imkanlar dahilinde geliştirebildiğim bir süreç çünkü. Yaşamımı sadece bunu yaparak geçirmek istiyorum, fazla parada gözüm hiç olmadı.
Yogamag okuyucularına söylemek istedikleri
Eğer doğada bir etkileşim hissi varsa, ben de bu etkileşimin türler arası bağlantılar olduğuna inanıyorum. Bir kolye ne kadar beni ondan biri gibi hissettirebilir ki diye merak edenleri beklerim.
***
Timberneck kolyelere sahip olmak için info@timberneck.com adresinden mail atabilir, Facebook veya Instagram hesaplarından Ece’ye ulaşabilirsiniz.

 

11 yaşında, tutku ve hayalleri yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye başlamış olan Ece’ye teşekkür ederek yanından ayrılıyorum. Boynumda ağaç kokusu… Doğayı bu kadar yakınımda taşıyabilmek ne güzel, her baktığımda bana hayallerimi ve bir gün yerleşme hayali kurduğum o gizli cennetimi hatırlatacak bir şeyi üzerimde taşımak ne anlamlı…

 

 

Mandala Diaries – 2 : Aslıhan Aksun and a Journey of “Silence”

(Please scroll down to read this post in Turkish. – Yazının Türkçesi aşağıdadır.)

This week, our guest is Aslihan Aksun – an artist who draws her mandalas on streets of Kadikoy – Bahariye in Istanbul, teaching kids Mandala Workshops as a part social responsibility project and calling herself as a student, who is still learning after 7 years spent with the art of Mandala.

She expresses the soul & philosophy of mandalas as well as her own journey with all her open-heartedness.

 

received_10152733940428462

Who is Aslihan Aksun? When and where did she meet the art of Mandala?

I was born in Istanbul in 1975. I worked in Marketing & Sales for over 20 years. During that time, I joined the Yeni Yuksektepe Active Philosophy Cultural Foundation Club and got inspired by Hinduism and Tibetan philosophies. As I was getting deeper in my inner journey, being fed with mistism and spirituality, I had a chance to meet Francisco Paco – the Netherlander Master.

Our friendship with Francisco Antonio Carbonell Witte (Paco) helped his decision with moving to Turkey. And together, we founded an atelier in Kadıköy, to introduce the art of Mandala to more people. With the energy and learnings from Paco, I started drawing mandalas as a tool of meditation. Since then, I continue sharing this enlightening way, rooting from Hinduism – with print / visual media. In July 2014, I met Nar Kendin Ol Gelişim Atölyesi (Nar, “Be Yourself” Development Center) that lightened my way. In August, we started organizing Mandala workshops together with Nar. And since then, I’ve been sharing the philosophy, energy and the drawing methods with more and more people at my workshops.

received_10152803546883462

You mentioned being inspired by Hinduism and Tibetan Philosophy. What is “mandala” according to Hinduism, what is the story behind it?

In Hinduism, it is a name given to shapes representing meta or micro cosmos metaphysically or symbolically.

In general, mandala means coloring shapes with a certain order. It consists of circles starting and then expanding from the center. They are often used a meditation object. In Sanskrit, Mandala means “circle”. A circle with geometrical shapes inside; an isolated area, where no bad or dark powers can enter. More broadly, it does symbolize the Universe. In some beliefs, it also mean “the life circle”. The center point is believed to be the place we were born. Mandalas can always develop and get bigger. We can think of developing, growing and changing mandalas as our own path in this life.

Everyone has his/her own unique way and ritual. Do you have any rituals / habits while drawing, anywhere special you prefer being at or music you like listening to?

I find it right to draw mandalas in a quiet environment, for beginners. With time, concentration starts increasing. Actually, ANYWHERE you find peace at, is convenient for drawing mandalas. As long as you’re in the right energy flow, your relationship with the outer world diminishes. Despite all the noise and chaos, it is possible to draw mandalas, basically everywhere! (in a bus or tram..) For instance, as part of my daily routine, I draw mandalas in a very crowded teahouse. Once, I even drew mandalas in a night club, with a very little light and loud music. As long as you are fully concentrated, you can draw everywhere…

Do you have any recommendations for our readers, who would like to draw mandalas with music?  

We usually draw listening to meditation music. In addition to that, I recommend listening Mercan Dede and Seda Bagcan, as I believe in the power of the energy emerging from the combination of Turkish tasavvuf music and Indian rooted mandalas. I would like to add that – I owe my most special mandalas to dear Mercan Dede Arkin.

I am aware of the fact that “time” loses its importance and meaning in the journey of learning and self discovery, yet still curious! Can you tell us approximately how long it takes you to finish one mandala?

Mandala is the mirror of our soul. I expect beginners to draw smaller mandalas with less details. As their focus & concentration grow over time, they learn patience, and willing to spend more time on it, this meditative act evolves into an artistic one. While drawing mandalas, there should be no time limit set – otherwise it stops serving its real purpose. There is no limit. I, for instance, complete my 27,5*27,5cm mandalas, in about 2 weeks time, with 4 hours a day.

You mentioned that Mandalas have been part of your life for the last years. Can you please tell us how it changed you & your life? 

With this method of meditation, I am learning to be myself, staying in the moment and simply existing.

I am also learning to be patient and understanding with all the beings, loving them, looking & seeing things straight and balance my inner peace. But more important than all, doing everything in life with full concentration and respect. Yes, I have been drawing for the last 7 years, and I still continue learning.

And lastly, what would you recommend to our readers who are planning to start drawing Mandalas? 

Mandala is one of the many gates opening to your emotions, and it will also be an instrument to take you on a long journey into yourself.  The magnetic power of mandalas  in the Universe will guide you towards your intentions. In the journey of finding your inner peace, it will be your light when it’s dark.  It will help you discover yourself. And lastly, it will make you recognize the hidden gem inside yourself.

Special thanks to Aslihan for this inspirational interview and sharing some of her mandalas from her journey, called “Be Slient”

(All photos taken by: Taner Atilla Berk)

DSC_9793 DSC_9794 DSC_9795 DSC_9797 IMG_20150104_001830

Turkish:

Mandala üzerine ilk söyleşimizi Rıfka Bahar Cemal ilegerçekleştirmiş ve geçen hafta sizlerle paylaşmıştık.

Bu hafta konuğumuz, mandalalarını “Sessiz Ol” isimli yolculuğunda, Kadıköy – Bahariye sokaklarında bulunan bonibonlara çizen, sosyal sorumluluk projeleri kapsamında “Çocuklarla Mandala” çalışmaları yapan, kurumsal firmalara “Stresle baş etme yönetimi” adı altında Mandala Atölyeleri açan, hayatının 7 senesini  Mandala ile iç içe geçirmiş olmasına rağmen “ben hala öğreniyorum” diyen Sevgili Aslıhan Aksun.

Mandala’nın ruhunu, felsefesini ve kendi hikayesini öyle güzel ve kalpten ifade ediyor ki, insanın dinledikçe dinleyesi geliyor.

Keyifle okumanız dileğiyle…

Önce sizi kısaca tanımak ve Mandala ile tanışma hikayenizi öğrenmek isteriz. Aslıhan Aksun kimdir? Mandala ile nerede ve nasıl tanışmıştır?

İstanbul, 1975 doğumluyum. 20 yılı aşkın bir sürede Bilişim sektöründe Pazarlama ve Satış üzerine deneyim kazandım. Aynı süreçte çeşitli felsefeleri incelemek üzere (Aktif Felsefe) Yeni Yüksektepe Kültür Derneği’ne üye oldum. Farklı kültür ve felsefeleri incelerken Hint ve Tibet felsefesinden etkilendim. İçsel yolculuğumda mistizm ve spritüel duygularla beslenirken 2008 yılında Berlin’de Hollandalı üstad Francisco Paco ile tanıştım. İçsel derinliği olan bu üstad Paco ile artan arkadaşlığımız, onun Türkiye’ye taşınma kararına vesile oldu. Francisco Antonio Carbonell Witte (Paco) ile birlikte Mandala sanatının yaygınlaşması için Kadıköy’ de bir atölye kurduk. Paco’nun enerjisi ve öğretisi ile meditasyon amaçlı Mandala çizimleri yapmaya başladım. O tarihlerden bu yana Hint felsefesinden gelen bu aydınlanma yolunu yazılı/görsel medyada aktarmaya devam ediyorum. 2014 Temmuz ayında bana ışık olan Nar Kendin Ol Gelişim Atölyesi ile tanıştım. Nar ile Ağustos ayında yola çıkarak Mandala atölyeleri açmaya başladık. O günden bu güne Nar’lı nurlu çalışmalar ve farklı eklenen Kişisel Gelişim Atölyelerinde Mandala seanslarımla bu felsefeyi, enerjiyi ve çizim tekniğini aktarmaya devam ediyorum.

Halen Anadolu Yakasında 2, Avrupa Yakasında 1 farklı Kişisel Gelişim Atölyesinde Mandala Atölyeleri açmaktayım. Mandalalarımı “Sessiz Ol” isimli yolculuğumda, Kadıköy – Bahariye sokaklarında bulunan bonibonlara çizmeye devam ediyorum. Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında “Çocuklarla Mandala” çiziyorum. Kurumsal firmalara “Stresle baş etme yönetimi” adı altında Mandala Atölyeleri açıyorum.

Hint ve Tibet Felsefesinden etkilendiğinizi belirttiniz. Hint felsefesine göre Mandala nedir, ne anlatır?

Hint kökenli dinlerde metafizik veya sembolik bakımdan meta veya mikro kozmosu gösteren şekillere verilen ad olarak kabul edilir.

Genel olarak mandala, şekilleri belli bir düzene göre boyamaktır. Mandala merkezden başlayarak dışa doğru daireler halinde genişleyen şekillerden oluşur. Genellikle daire veya kare şeklinde olan ve her şeyin mistik merkezini sembolize eden Mandalalar meditasyon nesnesi olarak kullanılabilmektedir. Mandala Sanskritçe çember, daire anlamına gelen bir kelimedir. İçinde geometrik desenlerin bulunduğu bir daire; kötü veya karanlık güçlerin içine giremeyecekleri arınmış bir alanı, daha geniş bir anlamda ise evreni simgeler. Ayrıca Mandala, Hint kökenli dinlerde hayat çemberi anlamına gelir. Merkezi noktası olan alanın doğduğumuz yer olduğuna inanılır. Mandalalar daima gelişebilir ve büyütülebilirdir. Dolayısıyla gelişen, farklılaşan Mandala’ların hayattaki yolumuz olduğunu da düşünebiliriz.

Herkesin kendine has bir yöntem ve ritüeli var. Peki sizin Mandala çizerken özellikle dikkat ettiğiniz alışkanlıklarınız ya da olmayı tercih ettiğiniz bir ortam / mekan var mı? 

Ben başlangıç seviyesinde sakinlik ortamı içerisinde çizim yaptırmayı doğru buluyorum. Zamanla su yolunu buluyor, konsantrasyon artıyor. Aslında Mandala çizimi yapmak için huzur bulduğunuz her ortam uygundur. Doğru enerji akışındaysanız mandala çizerken dış dünya ile ilişkiniz azalıyor. Tüm olumsuzluklara rağmen, gürültülü ortamda, otobüste, vapurda, çok yerde mandala çizmek mümkündür. Örneğin ben günlük yaşamımda her gün gittiğim kalabalık bir çayevinde çizim yapıyorum. Hatta bir defasında yüksek sesle müzik dinlenen, karanlık bir clubda çizim yapmıştım. Konsantrasyon sağlandığında her şey daha kolay..

Peki, bir müzik eşliğinde Mandala çizmek isteyen okuyucularımıza verebileceğiniz öneriler var mıdır?

Genellikle dünya kültüründeki meditasyon müziklerini dinlerken çizim yapıyoruz. Bunların yanı sıra Türk kültüründeki tasavvuf müzikleri ile Hint kökenli mandala’nın birleşimiyle doğan enerji gücüne inandığım için Mercan Dede ve Seda Bağcan dinleyerek çizim yapılmasını tercih ediyorum. Birçok özel mandalamı sevgili Mercan Dede Arkın’a borçlu olduğumu da iletmek isterim.

Mandala çizimine yeni başlayacakların merak ettiği bir diğer soru ise bir mandalanın tamamlanma süresi… İçinde bulunduğumuz düzen, bizi maalesef her şeye başlarken önceden ne kadar zaman ayıracağımızı bilmemiz gerektiğine programlıyor. Mandala öğrenme yolculuğuna çıktığımızda zaman kavramının anlamını yitirdiğini fark ettik. Siz bu konuda mandalaya yeni başlayanları nasıl yönlendiriyorsunuz?

Mandalalar ruhumuzun aynası görevi ile dışavurumlarımızdır. Bu nedenle özellikle başlangıç seviyesindeki çizerlerimizin detaysız ve küçük mandalalar üretmelerini beklerim. Kişinin konsantrasyonunun güçlenmesi, sabır yoluna girmesi ve vakit ayırabilmesi sonucunda bu meditatif eylem zamanla sanatsal bir faaliyete doğru ilerler. Mandala çizimine başlarken zamanda sınırlama, vakitlendirme yapılamaz. Yapılırsa gerçek amacında ilerlenemez. Sınır yoktur. Örneğin benim 27,5*27,5cm olan çalışmalarım ortalama 2 haftada, günde 4er saatten tamamlanıyor.

Mandalanın hayatınızda 7 senelik bir geçmişi olduğunu belirttiniz. Peki sizi ne şekilde etkilediğini, sizde nasıl bir değişim yarattığını bizimle paylaşır mısınız?

Bu meditasyon yöntemi ile “kendim olmayı, anda kalmayı, var olmayı, arınmayı” öğreniyorum. Evrende bulunan varlıklara karşı sabırlı, anlayışlı, sevgi dolu, düzenli bakış açısı ile bakmayı ve iç huzurumu dengelemeyi ve daha da önemlisi yaptığım iş ne olursa olsun tüm konsantrasyonumla hakkını vererek ve saygıyla yapmayı öğreniyorum. Evet 7 yıldır çiziyorum ve hala öğrenmeye devam ediyorum..

Son olarak Mandalaya başlamak isteyen okuyucularımıza yol gösterecek tavsiyelerinizi ve eğer varsa kaynak önerilerinizi alabilir miyiz?

Duygularınıza açılan kapılardan biri olan Mandala sizi kendi hayatınızın derinliklerinde uzun yolculuklara çıkaracak bir araç olacak.  Evrendeki Mandalaların manyetik gücü niyetiniz ne olursa olsun sizi o yöne yönlendirecek.  İç huzuru bulma yolunda karanlık yolda ışığınız olacak. Kendinizi keşfetmenizi sağlayacak. Özetle içinizdeki cevheri farketmenizi sağlayacak.

Kaynaklara gelecek olursak, Türkçe kaynak ne yazık ki çok fazla sayıda yok. Olanlar internet üzerinde satış portallarında mevcuttur. Fakat internetten çok fazla mandala çizimi ve felsefesi hakkında bilgi edinebilirler.

Bu güzel röportaj ve ilham veren hikaye için Aslıhan Aksun’a çok teşekkür ediyor ve “Sessiz Ol” isimli yolculuğuna ait her biri başlı başına bir şaheser ve hikaye olan mandalalarını sizlerle paylaşıyoruz.

(Tüm Fotoğraflar: Taner Atilla Berk)

Mandala Günlükleri – 1 : Uluslararası Yaşama Sanatı Gönüllüsü Rıfka Bahar Cemal ile Mandala Üzerine…

Mandala’yı ve felsefesini sizlerle paylaşma isteği ile yola çıktığımızda, bu derin mevzuyu aktarmanın en güzel yolunun, bu konuyu, Mandala yolculuğuna çıkmış ve Mandala’ya gönlünü vermiş kişiler ile yapacağımız söyleşilerden geçtiğini fark ettik.

Aşkı en iyi aşık anlatır elbet… Bilmeden, tecrübe etmeden tanımlanamaz, ifade edilemez aşk. Biz Rıfka Bahar Cemal ile konuştukça, aşkı gördük. Aşkı hissettik.

Mandala üzerine ilk röportajımızı keyifle okumanız dileğiyle…

Rıfka Bahar Cemal kimdir?

1977’de İstanbul’da doğdum. Marmara Üniversitesi Büro Yönetimi ve Sekreterlik Bölümü Mezunuyum. Bir süre öncesine kadar uzun yıllar profesyonel  olarak Genel Müdür Asistanı ve Pazarlama & İletişim danışmanı olarak çalıştım. 18 yıldır kişisel gelişim ve ruhsal farkındalık yolculuğumda kendime kattıklarımla birlikte bir süredir çevremde paylaşmaya başladım. Reiki, Rasheeba, Meridyen ve Çakra Şifalanması, Dönüşümsel Nefes Terapisi, Access Bars, Innner Speak Eğitmenliğiyle ilgili bireysey terapiler, grup çalışmaları yaptım. Uzun zamandır amatör olarak ilgilendiğim Astroloji konusunda iki yıldır Dönence Danışmanlık, Zeynep Süzmen Şen’ den profesyonel eğitim almaktayım.

Kendi tasarımlarımı, etkinliklerimi, mandala yolculuğumu paylaşmak üzere Mandala Mia’yı kurdum. Aynı zamanda çocukların sanatsal yaratıcılıklarını ortaya çıkarmalarında mandala tekniğiyle atölye çalışmaları yapıyorum.

Bunun dışında düşük kalorili, vegan, vejeteryan, diyet yemek tariflerimi topladığm ve zaman zaman kaleme aldığım yazılarımı yayınladığım iki blogum var. (İncebelli Tarifler ve Bir Yazar Bir Okur)

Ayrıca Uluslararası Yaşama Sanatı Vakfı (Art of Living) gönüllüsüyüm.

Hayatı ‘sen ve ben biriz’ felsefesiyle gözümün gördüğü her şeye ait olduğum bilinciyle yaşamayı seviyorum. Bunun yarattığı pozitif deneyimi çevremdekilerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum.

Mandala nedir? Felsefesi nereye dayanıyor ve çıkış yeri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Hayatınızın dengesini kurmak, stresten arınmanın yolunu, dünyayla ve kendi bilinçaltınızın ihtiyaçları ve istekleri arasında bağ kurma yolu.

Mandala Sanskrit dilinde çember, daire anlamına geliyor. Asırlardır yaşadıkları dünyayla bir bütünlük içinde olabilmek, acı çektikleri zihinsel kalıpları çözmek adına farklı kültürlerde insan toplulukları mandala kullanmışlardır. Hint kültüründe mandalalar yaşam çemberi ve evreni temsil eden geometrik şekillerden oluştuğu gibi, Budist kültüründe meditasyon yapmak, odaklanmak ve bilinçaltıyla bağlantı sağlamak için kullanılmaktadır. Tek tanrılı dinlerin yayılmaya başlamasıyla birlikte de bu kültürlerin görsellerinde de rastlayabiliyoruz Mandalalara.

Ruhsal bir geçmişle birlikte, günümüzde Mandalalar bir meditasyon aracı olarak kullanmılmaktadırlar. Aslında sadece boyama yaparak bile yaratıcılığınızı yükseltmek, stresten arındıracak, hayatın dengesini bulmak adına önemli bir yardımcıdır. Önemli psikolojik akımları başlatan terapistlerin başında olan Carl Jung kendi hastalarıyla çalışırken mandala tekniğini çözüm yolunda kullanan en bilinen kişilerden biridir.

Bir mandala çizerken ve boyarken hiçbir zihinsel düşünceye odaklanılmadığından tamamen o anki iç sesinizin söylemek istedikleri kaleminizden dile gelir.  Stresli ve dingin duygu durumunuz şekillerle ve renklerle farklı bir anlam kazanır.

Peki siz Mandala ile nasıl tanıştınız, ne zamandır Mandala ile ilgileniyorsunuz?

Yaklaşık 4 yıl önce oğlumun anaokulu sayesinde tanıştım Mandala ile. Okulda mandala boyamayı çok sevdiğini keşfedince internetten değişik çizili mandalalar bulup bastırmaya başladım, birlikte boyuyorduk. Geçen yıl biraz kaynak ararken ve bulamazken bir anda Aslıhan Aksun Mandalart atölyelerinin ilanıyla karşılaştım ve katılmaya başladım. Uzun bir süre sadece boyamayla vakit geçirdiğim Mandalaları artık hem çiziyorum hem boyuyorum, çok farklı bir boyutta yol alıyoruz birlikte.

Mandala çizmek için özel ritülleriniz var mı? Mesela müzik dinlerken, özel bir mekanda ya da sessizlikte?

Aslında meditatif bir çalışma olmasıyla beraber yani sessiz bir ortam ihtiyacı olduğu gibi ben her şekilde çizebiliyorum fakat mutlaka bir şey dinliyorum. Tamamen sessiz bir ortamda çizmek çok da hoşuma gitmiyor.

Bir mandalanın tamamlanma süresi belli midir? Başlarken bunu bilebiliyor musunuz?

Mandala aynı zamanda bir sabır yoludur. İlk başlarda nasıl görüneceği merakından dolayı hızlı hızlı yapıp bitirmek istersiniz fakat bir süre sonra da bitmesin diye heyecanlanıp yavaş yavaş çizip boyamaya, daha fazla seyreder gibi daha çok bakıp detay girmeyi istersiniz. İki saatte biten bir mandala olduğu gibi iki hafta üzerinde çalıştığım çizimlerim de var. Bizim eğitimlerde ve toplu çalışmalarda tavsiye ettiğimiz hep yavaş çizmeye kendimizi hazırlamamız. Hizmet ettiği amaca en uygun şekilde çalışmak maksimum geri bildirimi sağlayacaktır.

Peki Mandala’nın hayatınızdaki etkileri neler?

Ben yaklaşık 18 yıldır ruhsal çalışmalar yapıyorum. Öğrendiğim her yenilik bir öncekinde eksik kalan yanları tamamladı ve ilerledi. Ruhumla ve zihnimle algıladıklarımı hep sentezleyerek kendi yöntemlerimi oluşturdum, bunları uyguluyorum. Hem keyif alıyorum hem gerçekten zihinsel dinginliğimi kazanabiliyorum ve bunu anlatmaktan ve paylaşmaktan çok mutlu oluyorum.

Mandala çizmeye başlamak isteyenlere önerileriniz neler olabilir? Okuyucularımıza kaynak önerebilir misiniz?

Mandalayı tanıtmak ve çizim tekniklerini öğretmek için atölyeler düzenliyoruz. Benim gibi bir kaç arkadaşım ve hocam Aslıhan Aksun. Atölyelerimize katılabilirler.  Yaptığımız bu toplu atölye çalışmalarımızda çizdiklerimizi paylaşıyoruz ve her seansta Mandala felsefesinin biraz daha derinine iniyoruz. Gün geçtikçe daha derin mandalalar çizmeye algımızı genişletmeye devam ediyoruz. Atölye çalışmalarımızı sosyal medyadan ve arzu edenlere e-posta yoluyla iletebiliriz. Kaynak aslında benim de ilk başlarda çok aradığım bir şeydi fakat Türkiye’de basılı sadece tek kaynak var çizim sayfaları olan, benim tavsiyem internet bu konuda gerçekten büyük bir kaynak. Her türlü çeşitliliğe sahip.

Kalbinin tüm açıklıklığıyla vermiş olduğu cevaplar ve güzel enerjisi için Rıfka Bahar Cemal’e teşekkür ederek yanından ayrılırken, sizi bir süre Mandala’ları ile baş başa bırakıyoruz…

mandala-1 mandala-3 mandala-2