Ujjayi Nefesi Nedir?

Hayatı bazen o kadar hızlı yaşıyoruz ki, çevremizde olan biten olayların da etkisiyle merkezimizi kaybedebiliyoruz. Bizi unutuyoruz, kendimizi, özümüzü… Merkezimizi. Kalbimizi, bedenimizi, hislerimizi, zihnimizi…

Hayatın sizin dışınızda akıp gittiğini, koştuğunu, sizin ise kontrolsüzde onun peşinden sürüklendiğinizi hissettiğiniz oluyor mu?

En son ne zaman bedeninize teşekkür ettiniz örneğin – size her yeni günü yaşama şansını bahşettiği için? Hayatınız hızlı temposuna sizi yarı yolda bırakmadan ayak uydurduğu için? Yürüyebildiğiniz için, görebildiğiniz için, ama hepsini yapabilmek için, hepsinden önce NEFES alabildiğiniz için ne zaman şükrettiniz?

Ben kendimi ve bedenimi ihmal ettiğimi fark ettiğim zamanlarda ona geri dönebilmek adına nefesimi aracı olarak kullanıyorum. Her gün bilinçsizce aldığım nefesi fark ederek başlıyorum önce çalışmaya.

Diyafram nefesi ile belirli bir farkındalık seviyesine ulaştıktan sonra ise zihnimi en iyi dinlendiren, beni en çok sakinleştiren Ujjayi nefesi ile devam ediyorum nefes çalışmasına.

Ujjayi nefesi nedir?

İpek Darga, Yıldızlarla Duruş kitabında Ujjayi nefesini şöyle tanımlıyor:

Ujjayi uykuda aldığımız nefestir, bu sebeple uyku nefesi olarak da adlandırılır. Ujjayi’de çıkan ses okyanus sesine benzediği için okyanus nefesi dendiği de olur. Aldığımız en derin nefestir, bu sebeple meditasyonda da kullanılır. Hamilelere en sık yaptırılan nefes çalışmasıdır.  Iyengar rahatlatıcı özelliğinden ötürü tüm pranayama çalışmalarına, yemeğin tuzu gibi Ujjayi nefesini koyar. 

İpek Darga’nın belirttiği üzere bu nefesin en önemli faydalarından biri rahatlatıcı özelliğidir. Bunun yanısıra, odaklanmayı, anda kalmayı sağlar (meditasyon nefesi), nadi enerji kanallarını aktive eder,  tüm vücuda ve organlara oksijen yayılmasını sağlar.

Ujjayi nefesi nasıl alınır?

Öncelikle bu nefes çalışması için bağdaş pozisyonunda oturun. Gözlerinizi kapayın ve gevşeyin. Başlamadan önce bir kaç diyafram nefesi ile ya da sağ-sol burun dönüşümlü nefes ile kendinizi hazırlayabilirsiniz.

Aldığınız derin bir nefes sonrası nefes borusunun boğazın arkasında kalan alanı (glotis) kapalı tutarak uzun ve yavaş şekilde nefes verin.

Nefesinizi verirken burnunuzu tamamen devreden çıkardığınızı hayal ederek boğazınızın arka kısmına odaklanmanız gerekiyor. Damağın üst kısmında havanın geçişinin sesini duyacaksınız.

Bu nefes çalışmasına yeni başlayanlar için pencere camının üzerine buğu yapmaya çalışırmış gibi ağızdan nefes vererek egzersiz yapmak faydalı olacaktır. Bir kaç deneme sonrası aynı uygulamayı ağzınız kapalı şekilde yapabilirsiniz.

Anlatması zor, yapması kolay bir nefes olan ujjayi için aşağıya bir kaç video ekliyorum.

  1. How to: Ujjayi Breathing Technique (50. saniyeden itibaren nasıl yapıldığını gösteriyor. Özellikle ilk kez deneyenler için oldukça açıklayıcı. İzlemenizi öneririm.)

2. İpek Darga – Ucai Nefes Tekniği

Namaste!

 

Reklamlar

Tiroid için Yoga

Son zamanlarda sık sık karşımıza çıkan bir sağlık sorunu Tiroid.

Özellikle kadınlarda daha çok görülen hormon bozukluğu yaşam kalitesini düşürerek günlük hayatımızı etkiliyor.

Bir çok farklı çeşidi olmasına rağmen en sık karşılaşılan çeşitleri; vücuttaki tiroid bezinin az çalışması sonucu ortaya çıkan hipotiroid, ve fazla çalışması ile oluşan hipertiroid.

Hipotiroid hastalarının şikayetlerinin başında kronik yorgunluk, unutkanlık, sabahları uyanmada zorluk, kilo vermede zorluk, depresyon ve hayata karşı ilgi kaybı gelirken hipertiroid hastaları ise aşırı sinirlilik, hızlı öfkelenme, çarpıntı, el titremeleri, terleme gibi etkiler yaşar.

Tüm yoga asanaları ve yoga uygulaması tiroid hastalarının stressiz bir hayat yaşamasına ve hormonları düzenlemeye yardımcı olurken özellikle ilk iki asana direk bu bezi uyararak faydayı ikiye katlamaktadır. Bu iki pozu yoga rutininizin içinden asla eksik etmemenizi, hatta mümkünse her gün yapmanızı öneriyoruz.

Gelin bu asanalara beraber bakalım:

1. Sarvangasana -Destekli Omuz Duruşu

shoulder stand
photo source: yoga on the flow

Tiroid hastaları için en çok önerilen poz. İlk başta bu pozu yaparken rahatsızlık hissetseniz de kendinizi yavaş yavaş alıştırmaya ve pozda daha uzun kalmaya çalışın. Çünkü bu poz size gerçekten iyi gelecek.

Faydaları:

  • Spinal sinirlerde yarattığı uzama ile baş, boyun ve omuzu rahatlatır.
  • Tüm ters duruşlar gibi bu duruş da yer çekimine karşı kan akışının yönünü değiştirerek kalbi sakinleştirir, kalp atışını yavaşlatır ve zihni berraklaştırır.
  • Astım, bronşit ve nefes yetmezliğine iyi gelir.
  • Tiroid ve paratiroid bezlerinin hormon salgısını düzenler.
  • Metobalizmayı ve sindirim sistemini hızlandırır.
  • Enerjiyi arttırır.

2. Halasana – Saban Duruşu

Sarvangasana’nın en yakın arkadaşı. Ayrılmaz ikili.

halasana

Sarvangasana’dan çıkmadan halasanaya geçip bir süre de bu pozda kalmaya çalışın. Gözlerinizi kapayın, nefes alıp verişinize konsantre olun.

BONUS

Sarvangasana ve Halasana’yı bir sandalye yardımı ile restoratif şekilde de yapabilirsiniz:

3. Matsyasana – Balık Pozu

Özellikle karın ve boyun bölgesindeki organları uyaran bu pozu, başınızın altına eğik şekilde koyacağınız bir blok yardımı ile de yapabilirsiniz.

Matsyasana1

4.Setubandh Sarvangasana – Köprü Duruşu

bridge-pose

Boyun için muhteşem bir esneme sağlayan bu poz da tiroid hastaları için oldukça rahatlatıcı ve şifalandırıcı.
Bunun dışında diğer faydaları ise:

  • Kan dolaşımını hızlandırır.
  • Beyni ve sinir sistemini sakinleştirir.
  • Sırt ve kalçayı güçlendirir.
  • Sindirim sistemini uyarır.
  • Menapoz dönemi yan etkilerini azaltır.
  • Astım, yüksek tansiyon ve sinüzit için de oldukça etkilidir.

Son olarak tiroidin boğaz çakrası olarak bilinen 5. çakraya denk geldiğini hatırlatalım.

Rengi cam göbeği mavisi, sembolü 16 yapraklı lotus çiçeği olan bu çakranın ilgili salgı bezi ise tiroiddir. Boğaz çakrası iletişim merkezimiz olup hem kendi iç sesimizi dinlememiz hem de kendimizi dış dünyaya ifade etmemiz için etkilidir.

Tiroid hastalarına  5. çakrayı temizleme meditasyon ve uygulamalarını tavsiye ediyoruz.

Son olarak bakın, Louise Hay, şiddetle önerdiğimiz Düşünce Gücüyle Tedavi kitabında bu konu ile ilgili neler diyor:

BADEMCİK ve TİROİD sorunları, kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan, engellenmiş yaratıcılığın sonucu oluyor.

Boğazdaki enerji merkezi, yani beşinci çakra, bedende değişimin olduğu yerdir. Değişime karşı koyduğumuzda, değişimin tam ortasında ya da değişmeye çalıştığımızda, genellikle boğazımızda etkinlik artar. Öksürdüğümüzde ya da biri öksürdüğünde dikkat edin. Ne konuşuluyordu? Neye tepki gösteriyoruz? Direnç ve inatçılık mı, yoksa değişim süreci içinde miyiz? Grup çalışmalarımda öksürmeyi, kendini keşfetmede bir araç olarak kullanırım. Birisi öksürdüğünde, elini boğazına götürmesini ve yüksek sesle “Değişmeye Hazırım” ya da “Değişiyorum” demesini söylerim.

Yeni Düşünce Modeli: “Düşüncelerimi, hissettiklerimi, isteklerimi rahatlıkla ve özgürce dile getirebiliyorum. Yaratıcıyım. Sevgiyle konuşuyorum“

Detoksun En Güzel Yan Etkisi: İyileşme Sendromu

Detoks yapanların çok iyi tanıdığı bir sendromdan ilham aldık…

Herxheimer – yani “iyileşme sendromu”

Ekipçe kendimizi detoksa adadığımız şu günlerde (yakında detoks dosyamız ile gelmeye hazırlanıyoruz 🙂 ) yaşadığımız yan etkileri araştırırken tanıştık biz bu sendrom ile.

Vücudun biriktirdiği toksinlerden kurtulurken yarattığı yan etkiler, kimi zaman canımızı o kadar sıkıyor ki “bu detoks bana hiç iyi gelmedi…” diyerek yarıda bırakabiliyoruz. Halbuki, özellikle 4. ve 5. günlerde semptomlar daha da artıyorsa, örneğin mideniz bulanıyorsa, aslında doğru yoldasınız. Çünkü bu demek oluyor ki, vücudun hep beslediği zararlı bakteriler artık ölüyor. Onlar gizlendikleri yerlerden çıktıkça vücut artık onlarla mücadele edemeyecek kadar yoruluyor.

basagrisi

Tüm detoks danışmanları “çoğu kişi bu bulantı, baş ağrıları, cilt bozuklukları ile karşılaşınca detoks bana iyi gelmedi diye bırakıyor, halbuki bu artık etkili olmaya başladığının kanıtı, ve tam da işe yaradığı için devam etmeleri gerektiğinin göstergesi” diyor. Eğer zaten mevcut olan bir hastalığınız varsa, iyileşme sendromu sırasında onlar daha da güçleniyor, mesela detoksa başlarken hafif bir gribiniz varsa, detoksun 4. 5. gününde gribiniz daha da artıyor. Midenizde zaten bir sorun ve hassasiyet varsa mideniz daha da bulanıyor.

Peki sizce bedenimizin zararlı bakteriler ve yıllardır vücutta beslediğimiz toksinlere karşı verdiği bu tepkiyi ruhsal temizliğimizde de yaşamıyor muyuz?

Hani kimi zaman kişisel gelişim, yüzleşme ve farkındalık kazanımı çok acı veren, çok zor bir süreç diyoruz ya… İşte bunu hissettiğimiz anlar demek ki aslında o toksinlerin reaksiyon vermeye başladığı, onları yıkmaya başladığımız anlar ve bu zor geldiği için vazgeçtiğimizde – mücadelemizi, “detoksumuzu” yarım bıraktığımızda aslında onları yine oldukları yerlere gönderiyoruz.

Sonra ne oluyor? Hasta oluyoruz…

Gözde canlandırması çok hoş olmasa da gerçekleri çok yansıttığına inandığımız bir örnek ile bitirecek olursak…

Beden ve ruhunuzu bir ev olarak düşünün… İçinde yaşadığınız, her gün içindeki havayı soluduğunuz bir ev.

Ve bu evde, evin kalbinde, mutfakta sizin görmediğiniz, ama görmeseniz de aslında olduğunu bildiğiniz; ne kadar büyük olduğunu tahmin edemediğiniz böcek yuvaları var. Bunlara dokunmadan bir ömür geçer mi… Geçer… Ama böyle sağlıksız bir ömür isteyip istemediğimizi sorgulamak gerek…

Bir gün, dip köşe temizliğe girişir, bu böcek yuvasına çomak sokar, orayı ilaçlarsanız, eviniz ilk günden çok daha pis, dayanılmaz görünecek gözünüze. Midenizi bulandıracak… Belki an gelecek pes etmek isteyeceksiniz. “Ne gerek vardı? Mis gibi yaşıyordum” diyeceksiniz. Demeyin… Devam edin. Çünkü bu süreç tamamlandığında tertemiz bir eve, sağlığa, mutluluğa sahip olacaksınız. İnanın değer…

Şubat ayının son haftasına girmiş olduğumuz bu gün, niyetimiz, toksinleri bıraktığımız, bedenimiz, ruhumuz ve kalbimize iyi gelecek temizlikler yaptığınız bir Mart ayını karşılamak… Ve bedenimizi bahara hazırlamak olsun.

Kansere Karşı Yoga

Metin Hara’nın Yol kitabını okurken ilk kez edindiğim bir bilgi olan “vücudun her gün kanserli hücre ürettiği” gerçeği beni derinden etkiledi. Ve konuyu araştırmaya başladım.

Gerçekti.

Bill Anderson, Cancer-Free kitabında bunu şöyle anlatıyor:

“Kanser hastayı yok etmeden önce yok etmemiz, zehirlememiz gereken yabancı bir madde değil, hayır. Kanser, yalnızca normal hücre bölünmesi sürecinde meydana gelen geçici bir işlev bozukluğu.”

Vücudumuzda 75 trilyon hücre olduğunu ve hayatımız boyunca kendilerini yenilediklerini biliyor muydunuz? Her hücrenin kendi yaşam döngüsü ve süresi olmasına rağmen yaklaşık 7 senede tümünün tamamen yenilendiğini? Sizce de inanılmaz değil mi?

Yine Anderson’ın tıbbi bilgi sahibi olmayan birinin bile kolayca anlayabileceği anlatımında bahsettiği bir başka gerçek ise tüm hücrelerimizin oksijen alıp enerji verdiği ve bu kritik sürecin hücre zarımızın sağlığına bağlı olduğu.

Asıl vurucu bilgi burada geliyor:

1920’li yıllarda, Alman Doktor Otto Warburg kanser hücresinin doğasını inceliyor ve bu hücrelerin, oksijen alımının sağlıklı hücrelere göre %35 az olan hücreler olduğunu fark ediyor.Ve bu hücreler zamanla oksijenden iyice kaçan ve kontrolsüzce bölünerek çoğalan kötü hücrelere dönüşüyorlar. Bu hücreler vücudumuz tarafından her gün üretilerek bağışıklık sistemimiz tarafından yok ediliyor.

Vücudumuzun günlük görev ve işlevleri içinde olup onu zorlamayan bu doğal akış, belirli hayat tercihleri (yeme-içme), stres (dikkat!!!), vücudun maruz kaldığı yüksek dozda toksinler tarafından bozulunca da vücut artık asıl yapması gerekeni yapamamaya başlıyor.

Bill Henderson, fazla şekerin, kırmızı etin, faydalı besin maddelerinin eksikliklerinin ne şekilde bu sürece etkili olduğunu da aşama aşama anlatıyor.

İşte bu yüzden sağlıklı bir yaşam seçmek, sağlıklı beslenmek, stresten uzak olmak ve iç dengeyi korumak önemli.

8c97a530bd97580f29cfec9bbd0fe14f

Kendimizi kanser ve bedenin dengesini bozan her türlü hastalık ve anormaliteden uzak tutmak konusunu masaya yatırdıktan sonra gelelim kanser ile mücadeleye.

Bu aşamada nedenini sorgulamak, neden olduğuna dair araştırmalara girmek gerekli değil. Bu doktorların işi. Elbette yukarıda anlatılanlardan farklı bir takım tıbbi nedenler, genetik faktörler vs. söz konusu olabilir. Ama bunların hiç biri mücadele etmemek için ardına sığınabilecek bahaneler değil!

Bir çok farklı faktör olabilir ancak yapılması gereken bir şey varsa o da ‘neden ben?’ sorgulamasını bir kenara bırakıp o enerjiyi faydalı olacak bir şeye, iyileşmeye yönlendirmek. İçinizde tahmininizden çok ama çok daha büyük bir güç taşıdığınızı kabullenmeniz lazım öncelikle. Ortaya çıkmaya başladıkça içinizdeki engin bilgelik ve güç sizi bile hayrete düşürecek. Olumsuz düşünceleri devredışı bıraktığınızda içinizdeki o kocaman enerji önce tüm bedeninizi sonra da çevrenizi sarıp sarmalayacak.

Bu iyileşme süresince fiziksel koşullarınız engel verdiğince yapılabilecek yoga ve meditasyonlar ile ilgili bir araştırma yaptık. Kaynaklar yogayı iyileşmeyi destekleyici bir araç olarak gösterse de hepsinde yapılan çok önemli bir uyarı var. Hiç bir egzersiz, asana, ve nefes çalışmasını doktorunuz ile tüm detaylarını paylaşmadan ve onayını almadan asla yapmayın. Her uygulama herkese iyi gelecek diye bir şey yok, aksine bilinçsiz yapılan bir çalışmanın fiziksel anlamda olumsuz etkileri dahi olabilir. Buna dikkat ederek doktorunuz ve yoga eğitmeniniz ile beraber kendinize en uygun gelecek olan rutini belirlemeniz mümkün. Doktorunuz içinde bulunduğunuz o anki koşulları bu uygulamalara uygun bulmuyorsa da zamanı geldiğinde yapmaya kendinizi hazırlayın. Bir de bu süreç içerisinde size iyi gelecek şeyler yapmaya, size keyif verecek, ilham verecek ve evet, sesli kahkahalar dahi attıracak filmler izlemeye, kitaplar okumaya çalışın. Çünkü mutluluk başladıkça yayılır. Yayıldıkça güçlenir. Bunu yapmak için iyileşme çabasında olmaya da gerek yok. Bunu herkes, her gün yapmalı. Aslında yapılması gereken şey çok basit… ‘Mutluluğu seçmek.

Kansere karşı yoga konusunu derince araştırırken karşılaştığımız en etkili kaynaklardan, referans vereceklerimizden biri Yoga Bear.

Yoga Bear, kansere karşı mücadele veren ve kanseri yenmiş kişileri yoganın iyileştirici gücü ile beraber bir araya getiren bir topluluk.

yogabear

Ücretsiz bir şekilde üye olduktan sonra profilinizi oluşturabiliyor, dilediğiniz içerikleri topluluk ile paylaşabiliyorsunuz.

İçinde belli çalışmalara yönelik yoga videoları da bulabilirsiniz.

Bir kaç gün önce Twitter hesabımızda da sorduğumuz üzere Türkiye’de kanser hastası yogaseverler ile çalışan ve bu alanda uzmanlaşmış hocalarımız var mı öğrenmek istiyoruz. Varsa lütfen bize editor@yogamagistanbul.com adresinden ulaşın. Bu konuyu çok daha derinlemesine görüşmek ve daha fazla kişiye yardımcı olabilecek bir içerik hazırlamak istiyoruz.

Siz sevgili okurlarımızdan da bu konuda destek, bilgi ve tecrübe paylaşımlarınızı bekliyoruz. İlham veren hikayelerinizi bizimle paylaşın. Başkalarının da ilhamı olun.

Sağlıklı günler dileriz.

Namaste!