Yeni Yıldan Beklentilerimi Yaz(ma)mak Üzerine

Her sene 31 Aralık’ta yapmayı en çok sevdiğim şey(di)  yeni yıldan beklentilerimi liste halinde yazmak. Önceliklerimi fark etmeme, ona göre planlar yapmama yardımcı olurdu. Ama geçen sene ne olduysa oldu yapamadım. Zamansızlık en büyük bahane, onun üzerine atmaya çalışmayacağım suçu. Bir şekilde içimden gelmedi… Ve yapmadım.
Ve böylece beklentisiz başlamış oldum 2017’ye. Aslında tek bir beklentim vardı. Mutlu olmak… Detaylarını çok da düşünmedim. Mutlu, huzurlu bir sene geçirmekti tek isteğim.
Ve dün gece uykuya dalmadan önce fark ettim ki ben 2017’de otuz yıllık hayatımın en mutlu senesini yaşadım. Hiç şüphesiz…
Tamamen bir tesadüf mü bilmiyorum. Olabilir… Olmayabilir… Önemi de yok. Ben benim için neyin iyi olduğunu, beni neyin mutlu ettiğini fark ettim. İşte bu sene yeni yıldan beklentilerimi yazmayacağım. Bunları detaylandırmayacağım. Kendimi bunlarla sınırlandırmayacağım.
Bugünü 2017’ye teşekkür mektubum ile bitireceğim. Yenisi ile selamlaşmadan önce eskisi ile vedalaşmak istiyorum çünkü, hak ettiği şekilde uğurlamak onu… İlk üç ayında zor günler geçirdim ama sonra sihirli bir değnek dokundu sanki hayatıma. Ben o zor günler de dahil tam 365 gün ile vedalaşmak için ayırıyorum bugünkü niyet yazma vaktimi.
Ve şükretmek için.
Yaşadığımız her ne olursa olsun, 2017’yi arkamızda bıraktık. Hayatta olduğumuz, yaşadığımız, hissettiğimiz 365 günü. İçinde şükredecek hiç bir şey bulamıyorsak aldığımız 8 milyondan fazla nefes ile başlayabiliriz mesela.
2018 için niyetlerinizi tabi ki yazın. Herkes kendine en iyi geleni bilir. Ama ister yazmaya isterseniz de düşünmeye ayırın zamanınızın bir kısmını 2017’yi. Çok üzücü olaylar zor günler de yaşamış olabilirsiniz. Dilerim ki hepsi geride kalsın. Ama 365 günün içinde çok mutlu olduğunuz özel anların olmaması mümkün değil. İşte o ufak güzel anları bulup çıkarıp onlara şükretmeyi de unutmayın.
Ne kadar hızla tüketiyoruz çünkü hayatı…
Geçen yılı onurlandırmadan gelecek yıla yüklüyoruz tüm beklentilerimizi.
2018’den beklentim… 31 Aralık 2018’de şükür listeme ekleyecek beklenmedik güzellikler sunması bana.  Hepsi bu.
Şimdi şükür listemi yazarken bir teşekkür de size… Yazdıklarımı okuyan herkesle bir şekilde kesişiyoruz çünkü zamandan ve mekandan bağımsız. Yazmak en iyi gelen şey bana. 2018’de daha çok yazmak, daha çok paylaşmak dileğiyle…
İyi seneler!
Reklamlar

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 2. Görev: 10 Yeni Alışkanlık

Yeniden merhaba,

Geçen hafta başladığım “Hayatın Kontrolünü Eline Al” dizisinde ilk görev enerji kaçaklarını belirlemek, ve başa çıkabildiklerinizi elemeye başlamaktı. Umuyorum okuyanlar arasında bunu uygulamaya geçenler olmuştur. Tecrübelerinizi yorumlara ekleyebilir ya da merve@yogamagistanbul.com adresinden benimle paylaşabilirsiniz.

Bu haftanın görevi ilk görev ile ilintili, ancak ondan daha proaktif. Artık ısındığımıza gore uygulamaya geçebiliriz! 🙂

Başlamadan önce özellikle belirtmek istediğim bir nokta var. Sadece bu yazdıklarım değil, ama kişisel gelişim alanında yazılmış kitaplarda, dinlediğiniz ilham verici konuşmalarda ya da blog yazılarında yazılan uygulamaları okumak / dinlemek size hiç bir şey katmıyor. (Ta ki onları gerçekten yapmaya başlayana kadar.)

Biliyorum, çünkü yıllarca bir çok kitap okudum, hatta eğitimlere, seminerlere katıldım, bana ilham veren insanlarla sohbet etme şansı buldum, onların neler yaptığını dinledim. (Not dahi aldım!) Ama bunları yakın zaman öncesine kadar uygulamaya hiç geçmedim. Neden yapmadığıma dair onlarca bahane sunabilirim. Zamansızlıktan başlayarak… Ama benim kendimi zamanında inandırdığım bu bahanelerin hiç birine inanmanızı bekleyemem… Çünkü adı üstünde, bahane. Belki kabullendiklerini değiştirmenin yorucu olduğunu düşündüğümden, belki de hayatımın kontrolünü elime almanın getireceği sorumluluktan kaçtığımdan ürettiğim bahaneler. Çünkü kısa zaman öncesine kadar hayatımın dümeninde oturanın ben olmadığımı düşünmek daha kolay geliyordu. Böylece her dalgada, fırtınada ve hatta alaborada bir başkasını, havayı, denizi ya da çok zorda kalırsam şanssızlığımı dahi suçlayabiliyordum.

Hayatınızın kontrolünü elinize almak demek, geminin kaptanı olmak demek bunu unutmayın. Evet, gemi batarsa batıranın siz olduğunu bileceksiniz, bu büyük sorumluluk! Ama aynı zamanda ne yöne gitmek istiyorsanız özgürce oraya da gidebileceksiniz. Rüzgara, havaya, ya da geminin dümenine geçen her kim olduğunu düşünüyorsanız ona bağlı kalmadan hem de.

İşte bu yüzden, paylaştıklarımı (ya da uygulama öneren herhangi başka yazıyı )okuyup bir gün yeniden açar okur uygularım derseniz, sadece bir kaç dakikanınızı boşa harcamış olursunuz, elinize bir kağıt kalem alır, yazı bittikten sonra aşağıda bahsettiğim listeyi yaparsanız, işte ancak o zaman hayatın gidişatında bir takım pozitif değişikler yaratabilirsiniz.

Hazırsanız başlıyoruz!

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 2. Görev: Yeni Alışkanlıklar Listesi

Bu haftanın görevi 10 yeni alışkanlık.

Ne düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Ben bu egzersizi yapmaya ilk kalkıştığımda 10 bana korkutucu (belki de iddiali demek daha doğru) bir sayı gibi görünmüştü ama uygulamaya başlayınca hiç de öyle olmadığını fark ettim.

Uzmanlar diyor ki:

“İstemediğiniz bir alışkanlıktan kurtulmak icin yerine yeni bir alışkanlık koymanız gerekir. Yoksa ona geri dönmeniz an meselesi.”

Artık enerji emen ve emerji veren şeyleri tanımaya başladık.

İyi alışkanlık = bize enerji veren
Kötü alışkanlık = enerjimizi emen şeyler olarak düşünebilirsiniz.

Yapmaya can attığınız, yapacağınız zaman mutlu olduğunuz ama her gün yapmadığınız o ufak şeylerin peşinden koşun bu hafta. (Bir deftere not almanızı öneriyorum.) Ve onları hayatınıza hiç bir şey katmayan, zamanınızı, enerjinizi ve hatta paranızı emen şeylerle değiştirin. (Kötü alışkanlık illa kötü olmak zorunda değil, size hiç bir şey katmayan, hayatınıza hiç bir faydası olmayan alışkanlıkların da kötü olduğunu fark edin çünkü onlar size faydalı olacak şeylerden zaman ve enerji çalıyor.)

Mesela:

Her gün işten eve döndüğümde 10 dakika esneme gevşeme hareketleri yaparak rahatlamak (Koltuğa kendimi bırakıp instagram’da zaman harcamak yerine.) ya da alarmı erteleyip durmaktansa her sabah 10 dakika meditasyon yapmak.

Burada önemli olan tek bir şey var.

10 yeni küçük alışkanlığı seçerken “yapmak zorunda” olduğunuzu düşündüklerinizi değil, “yapmak istedikleriniz” ve “yapmaktan keyif alacaklarınıza” odaklanın. (yaptıktan sonra iyi ve mutlu hissettirecek şeyler olsun)

İlk çalışmadan farklı olarak “yapmaktan sürekli kaçıp ertelediğiniz” – yapıp kurtulup üzerini çizdiğinizde rahatlayacağınız şeyler değil- asıl yapmak için heyecanlanıp mutlu olacağınız ya da yaptıkça hayatınızı kolaylaştıracak maddeleri bulmalısınız.

Örnek maddeler:

-Otobüste telefonda candy crush oynamak yerine kitap okuyacagim / sesli kitap dinleyecegim.
-Her akşam yatakta sosyal medya hesaplarımda dolaşacağıma ertesi günü planlamak için 10 dakika ayıracağım.

Son olarak, sevmediğiniz alışkanlıklardan (enerji emen) ya da size hiç bir şey kazandırmayan alışkanlıklardan kurtulmak için eğlenceli bir yöntem daha önereceğim.

Diyelim ki TV bağımlısısınız ve her aksam televizyon izleme alışkanlığından kurtulmak (ve yerine yeni bir alışkanlık koymak) istiyorsunuz, televizyon izlemediğiniz ve o zamanı daha verimli geçirdiğiniz her gün için kendinize bir yıldız verin. (gerçekten görselleştirmek önemli, hep gözünüzün önünde olsun) Örneğin bir pano olsun oraya ekleyin. 30 günün sonunda 30 yıldızı toplayınca da kendinizi şımartacak bir ödül verin. (sekeri kesmenizin 30. gün ödülü gidip pasta yemek olmasın ama 🙂 ) Mesela masaj? Ya da Belgrad Ormanı’nda yürüyüş…

Bu haftanın görevi 10 yeni alışkanlık listesini çıkarmak olsun. Yeni alışkanlıklara yer açmanız gerekecek, bunun için neleri hayatınızdan çıkaracağınıza bakın. Size faydası olmayan şeylerle vedalaşın.

Yavaş yavaş da uygulamaya başlarsanız ne güzel olur! Bunu bir kere yapmaya başlayınca eforsuz ve kendiliğinden gelişecektir her sey. Bir bakacaksınız ki zaten işten eve dönünce10 dakika esneme hareketi yapmayı siz unutsanız da vücudunuz size hatırlatmaya başlamış.

Keyifli listeler! 🙂

Ujjayi Nefesi Nedir?

Hayatı bazen o kadar hızlı yaşıyoruz ki, çevremizde olan biten olayların da etkisiyle merkezimizi kaybedebiliyoruz. Bizi unutuyoruz, kendimizi, özümüzü… Merkezimizi. Kalbimizi, bedenimizi, hislerimizi, zihnimizi…

Hayatın sizin dışınızda akıp gittiğini, koştuğunu, sizin ise kontrolsüzde onun peşinden sürüklendiğinizi hissettiğiniz oluyor mu?

En son ne zaman bedeninize teşekkür ettiniz örneğin – size her yeni günü yaşama şansını bahşettiği için? Hayatınız hızlı temposuna sizi yarı yolda bırakmadan ayak uydurduğu için? Yürüyebildiğiniz için, görebildiğiniz için, ama hepsini yapabilmek için, hepsinden önce NEFES alabildiğiniz için ne zaman şükrettiniz?

Ben kendimi ve bedenimi ihmal ettiğimi fark ettiğim zamanlarda ona geri dönebilmek adına nefesimi aracı olarak kullanıyorum. Her gün bilinçsizce aldığım nefesi fark ederek başlıyorum önce çalışmaya.

Diyafram nefesi ile belirli bir farkındalık seviyesine ulaştıktan sonra ise zihnimi en iyi dinlendiren, beni en çok sakinleştiren Ujjayi nefesi ile devam ediyorum nefes çalışmasına.

Ujjayi nefesi nedir?

İpek Darga, Yıldızlarla Duruş kitabında Ujjayi nefesini şöyle tanımlıyor:

Ujjayi uykuda aldığımız nefestir, bu sebeple uyku nefesi olarak da adlandırılır. Ujjayi’de çıkan ses okyanus sesine benzediği için okyanus nefesi dendiği de olur. Aldığımız en derin nefestir, bu sebeple meditasyonda da kullanılır. Hamilelere en sık yaptırılan nefes çalışmasıdır.  Iyengar rahatlatıcı özelliğinden ötürü tüm pranayama çalışmalarına, yemeğin tuzu gibi Ujjayi nefesini koyar. 

İpek Darga’nın belirttiği üzere bu nefesin en önemli faydalarından biri rahatlatıcı özelliğidir. Bunun yanısıra, odaklanmayı, anda kalmayı sağlar (meditasyon nefesi), nadi enerji kanallarını aktive eder,  tüm vücuda ve organlara oksijen yayılmasını sağlar.

Ujjayi nefesi nasıl alınır?

Öncelikle bu nefes çalışması için bağdaş pozisyonunda oturun. Gözlerinizi kapayın ve gevşeyin. Başlamadan önce bir kaç diyafram nefesi ile ya da sağ-sol burun dönüşümlü nefes ile kendinizi hazırlayabilirsiniz.

Aldığınız derin bir nefes sonrası nefes borusunun boğazın arkasında kalan alanı (glotis) kapalı tutarak uzun ve yavaş şekilde nefes verin.

Nefesinizi verirken burnunuzu tamamen devreden çıkardığınızı hayal ederek boğazınızın arka kısmına odaklanmanız gerekiyor. Damağın üst kısmında havanın geçişinin sesini duyacaksınız.

Bu nefes çalışmasına yeni başlayanlar için pencere camının üzerine buğu yapmaya çalışırmış gibi ağızdan nefes vererek egzersiz yapmak faydalı olacaktır. Bir kaç deneme sonrası aynı uygulamayı ağzınız kapalı şekilde yapabilirsiniz.

Anlatması zor, yapması kolay bir nefes olan ujjayi için aşağıya bir kaç video ekliyorum.

  1. How to: Ujjayi Breathing Technique (50. saniyeden itibaren nasıl yapıldığını gösteriyor. Özellikle ilk kez deneyenler için oldukça açıklayıcı. İzlemenizi öneririm.)

2. İpek Darga – Ucai Nefes Tekniği

Namaste!

 

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 1. Görev: Enerji Kaçakları

YogaMag günlüklerinde yeni bir programa başlıyorum. Yeni yıla kadar her hafta sizlerle yeni bir görev paylaşacağım. Bunlar benim bugüne kadar katıldığım eğitimler, aldığım notlar, okurken altını çizdiğim kitaplardan aklımda kalanlar, uyguladığım ve içselleştirmeye çabaladığım alışkanlıklar… Bana ve hayatıma yön veren şeyler.

Umarım sizler de bunları uygulayacak zamanı kendinize yaratır ve hayatınızda yeni güzelliklere yer açabilirsiniz.

***

Önümüzdeki 3 ay boyunca benimle olacaklardan ricam – bu süre içinde her gün sadece yaşadığınız güne odaklanın. O gün yapabileceklerinizi yapın – ertesi gün yapılacakları düşünmeyi bir kenara bırakın. Çünkü farkında olmasak da zamanımızın çoğu zaten yarını düşünürken bugünü harcayarak geçmiyor mu?

Ufak adımlarla yürümek bizi oraya götürecek halbuki… Nasıl koşarım diye düşünmek değil…

Gelin bugün ilk adımı atalım.

GÖREV 1- ENERJİ KAÇAKLARINI HAYATIMIZDAN TEMİZLİYORUZ!

İstediklerimizi elde etmek için yapmamız gereken şey çok kolay. Enerjimizi emen şeylerden kurtulup onları enerji verenlerle değiştirmek.

Hayatımıza istediğimiz şekli vermek icin gereken tüm formül bu aslında.

Ufak adımlar…

Enerji verenlere yer açmak icin, önce enerji emenlerden kurtularak başlayacağız planımıza.

Uzun zamandır neleri tolere ediyorsunuz?

Çok büyük düşünmeyin – en yakın çevrenize bakın bir. Geniş düşünmek öyle bir erdem olarak öğretildi ki bize,  ufak şeyler önemsiz sandık. Halbuki onları düzeltmeden bir adım daha ilerleyemiyoruz. Ufak sandığımız şeyler üst üste binince dev streslere dönüşüyor…

Örnek:

-Ödenmeyi bekleyen fatura
-Tamir edilmeyi bekleyen dolap kapağı (her sabah açarken sizi rahatsız eden)
-Zamanı geçmiş kedi aşı randevusu (her hafta sonu haftaya götüreceğim diye ertelediğiniz) (mevcut durumum…)
-Cok sıkıcı olduğu için her gün yarın yaparım diye ertelediğiniz angarya işler. (faturaların dosyalanması- resimlerin tarihe göre klasörlenmesi….)
-Her gördüğünüzde “of şunu yapmam lazım” deyip bir türlü yapmadıklarınız.

BUNLARI YAZIN. HEPSİNİ YAZIN.

Daha büyük şeyleri de yazın. Tolere ettiğiniz başka neler var? (kontrolünüzde olmayanlar da dahil.)

Mesela iş arkadaşınızın sürekli yüksek sesle müzik dinlemesi,en yakın arkadaşınızın whatsapp mesajlarınızı okumasına rağmen 2 gün sonra cevap vermesi, trafik, komşularınız…

Tolere ettiğimiz her şey enerjimizi aşağıya çekiyor. Bununla ilgili çalışmayı öğrendiğim kitabın yazarı (Talane Miedener, Coach Yourself to Success) danışanlarına bu listeyi yaptırdığında herkesin ortalama 60-100 arası şeyi tolere ettigini fark ettiğini belirtiyor. Yani 3 şey yazdıysanız listeye, bir daha düşünün. Aklınıza gelmeyen, alıştığınız ve kanıksadığınız enerji kaçakları olabilir ki- asıl en tehlikelileri onlar.  Hepsini yazmaya çalışın.

Kafanızın içinde darmadağın duran şeyleri zihninizden alıp deftere geçirmek düşündüğünüzden daha kritik. Lütfen yapın 🙂 Liste sadece aklınızda olmasın. Kağıt üzerinde de kalsın. Sonra listeden yapabileceklerinizi seçin.

Ayırabileceğiniz vakte göre eritebildiklerinizi eritin. Tabi ki hepsini değil. Bir- belki iki tanesini.

Kimi sadece bir telefon açmanıza bakıyor olabilir. (Tamirciyi aramak?) Ama üşendiğiniz için hep erteliyorsunuzdur. Bu ve benzeri küçük şeyleri çözerek başlayın. Ben örneğin yarın – haftalardır düzenleyeceğim dediğim dolabımı toplayacağım. Her sabah giyinirken kıyafetlerimi seçemiyorum vs. diye sinirleniyorum kendime. Bir saat içinde ufak bir dokunuşla halledebilecekken her yeni güne başlarken modumu düşüren, ne büyük bir enerji kaçağı..

Belli maddeler icin kendinize bir deadline koyabilirsiniz.(“Bu hafta sonuna kadar şunu bitirecegim” gibi) Her gün 5 dakika-10 dakika ayırıp yapabileceklerinizi çıkarın. Sonuna da bir ödül koyun kendinize. Hatta bunu arkadaşınızla yapabilirsiniz. İkiniz de liste yapın. İkiniz de hedef koyun. Sonra beraber ödülünüzü alın. 🙂 (sinema vs. olabilir, gitmek istediğiniz bir yoga dersi olabilir… Tercih size kalmış!)

Yapamayacağınız, elinizde olmayan şeyler olabilir listenizde. Olsun. onları da yazın… Orada bırakın, size çözüm kendiliğinden gelecek. Göreceksiniz.

Ben bu uygulamayı seneler önce ilk yaptığımda şirkette yanimda oturan iş arkadaşımdan ve çok gürültülü oluşundan şikayetçiydim. (ehmm umarım okumuyordur.) Bunu da yazdım listeme. İki hafta sonra kızın masası değişti onların departmanı başka kata taşındı…

Özetle bugünün görevi: listenizi yapmanız.
Sonra içinden bir madde seçerek bu haftadan itibaren üzerinde çalışmaya başlamanız.

Listeyi yaparken enerji kaçaklarının hayatınızın en çok hangi alanında toplandığını fark edebilirsiniz.  Çok iyi gidiyor sandığınız ilişkide bir sürü küçük enerji kaçağı varsa mesela- belki de o ilişkiyi gözden geçirmeniz gereklidir.

Aynı şey işiniz, eviniz, yaşadığınız şehir için bile geçerli.

Ama boşverin bunları şimdilik. Yazdıktan sonra listeniz size hayatınızla ilgili bir ipucu verecektir.

Haftaya daha az enerji kaçağıyla görüşmek üzere! Haydi temizliklerimizi yapalım da güzel enerjilere yer açılsın!;)

Her hafta paylaşacağım yeni görevlerden haberdar olmak için YogaMag İstanbul’u buradan takip edebilirsiniz:

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 50 takipçiye katılın

Denge Üzerine…

Denge:

1. bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumu
2. iki karşıt gücün denk gelmesinden doğan durum.

Sözlük anlamı “iki karşıt gücün denk gelmesi” olsa da,  senelerce karşıt güçlerden birinin diğeri üzerinde üstünlük kurması, domine etmesi, ya da güçlerden birinin tamamen yok olması ile hayatıma dengeyi getirebilirim sandım.

Sağlıklı olmak istiyorsam sağlıksız her şeyi hayatımdan çıkarmam lazımdı. İç huzura kavuşmak için öfke, kızgınlık gibi duygulardan arınmalıydım. (Evet, buna gerçekten inandığım bir dönem oldu. İnsan olduğumu unutmuş olmalıyım?)

Yoga ile kendimi keşif yoluna çıkıyorsam eğer, bedenim ve zihnimde bana zararlı hiç bir şey barınmamalıydı. Bu çatışmalar içinde hayatıma dengeyi getirmeye çalışırken, dengeyi bozan her hareketimde suçlar buldum kendimi. Kurallara uymuyor, bir yolda dümdüz ilerleyemiyordum. İki karşıt güçten bir biri alıyordu kontrolü eline, bir diğeri. Bir gün mükemmele yakın yaşıyordum hayatı, tertemiz bir zihin ile, ertesi gün şüpheler, endişeler, soru işaretleri ile. Bir gün sağlıklı besleniyor, ertesi gün kendimi ne istersem yer buluyordum büyük bir keyifle. Bir kaç senemi böyle geçirdim. Denge için savaşarak…  Her başarısızlıkta isyan ederek, kendime yüklenerek.

Sonra yoga pratiğimin, okuduklarımın, öğrendiklerimin, içselleştirdiğim öğretilerin ve aslında belki de sadece olgunlaşmanın etkisiyle barıştım içimdeki tüm karşıt güçlerle. Birini düşman birini dost bellemektense, ikisini de davet ettim hayatımın ortasına. Bıraktım, yollarını kendileri bulsunlar. Anladım ki, bedenim de zihnim de yeterince biliyormuş aslında doğruyu. Egom susunca duyabildim onları. Biraz sağlıksız beslensem, zaten sonra bedenim bana emrediyordu sağlıklı şeyleri. Hareketsiz kalsam, beni ya yürüyüşe, ya da matımın üzerine sürüklüyordu bacaklarım. Çok öfkelendiğim, üzüldüğüm ya da kendimi çıkmazda hissettiğim zamanlarda beni rahatlatan şeylere yönlendiriyordu zihnim beni. Ne zaman ki her şeyi olduğu gibi kabullenmeyi seçtim, o zaman kontrol geçti elime ve o kontrolle beraber tanıştım aslında her zaman içimde barınmasına rağmen varlığını sonradan fark ettiğim dengeyle.

Bir kez daha bakacak olursak dengenin sözlük anlamına; “bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumu” hayatıma tam olarak “iki karşıt gücün denk gelmesi” ile girdi. Artık kendimi daha güçlü ve daha dik hissediyorum. Hayatımdaki zıtlıkların birbiri ile mükemmel uyumu ile devrilmeden duruyor, güven içinde yürüyor, ama daha önemlisi dengem kaybolduğu zaman panik olmak yerine yeniden denge haline dönebiliyorum. Tıpkı ağaç pozunda dengem bozulunca pozdan çıkmak yerine konsantrasyonumu ve odağımı kaybetmeden ufak bir düzeltme ile yeniden ana dönebildiğim gibi.

Bugün Çocuk Olun!

“Çocukluğunuzu hatırlayın, yağmurda ve karda “Ah, ne kadar da eğlenceli!” diyerek oynadığınız anları… Zihninizin her şeyle, böyle ayrımcı olmayan bir yöntem ile başa çıkabildiği zamanları. İşte o zaman zihniniz olağanüstü bir ışıkla dolacaktır.” diyor Zen Ustası Suzuki Shosan (1579-1655)

photo: http://alexhughescraft.blogspot.com.au/
photo: http://alexhughescraft.blogspot.com.au/

Dünya üzerinde geçirdiğimiz her gün, her saat, her dakika ve saniye ince ince aklımıza işlenen “normal”, “doğru”, “olması gereken”lerden arındığımız zaman, bedenimiz, ruhumuz ve zihnimiz gerçek aydınlanmayı yaşayacak.

İlk çocukluk yıllarımızda, içimizde var olan tüm o algılar zamanla paslanıyor, kirleniyor, üstü örtülüyor, saklanıyor hatta kimisi ayıplanıyor.

Çocukluğunuzda kumda oynarken, dalgaların üzerine çığlık atarak koşarken, zıplarken, neşe içinde kendi çevrenizde dönerken ne hissediyordunuz bir düşünün. “Bana bakan var mı?”, “Hakkımda ne düşünüyorlar kim bilir”, “Az önce içtiğim koca bardak portakal suyu midemi kocaman şişirdi, göbeğimi içime çekeyim”, “Kahretsin, deniz suyu saçımı mahvetti” vb. düşüncelerden biri bile tanıdık geliyor mu? Bu düşüncelerden herhangi biri o çocuk zihninizin içinde barınabiliyor muydu? Yoksa “anda” mıydınız? Yaşadığınızın anın tam içinde, ortasında. Tam olarak ayaklarınızı bastığınız yerde.

photo: http://laurenarlene.tumblr.com/
photo: http://laurenarlene.tumblr.com/

Peki ya bugün?

Bugün günde kaç kere zihninizi bedeninizden ayrı bir yerde yakalıyorsunuz?

Kaç kere masanızın başında otururken, kitap okurken, ya da daha önce hiç gitmediğiniz bir restoranda muhteşem bir yemeği deneyimlerken zihniniz sadece orada, o masada, o odada, o mekanda kalabiliyor? Bu yazıyı okurken yetiştirilmesi gereken raporu, yarın yapacağınız sunumu, sevgilinizin son mesajında tam olarak ne demek istediğini, oğlunuzun okuluna vermeyi unutmamanız gereken gezi izin belgesini, akşam gelecek misafirlere ne ikram edeceğinizi düşünüyor musunuz? O zaman burada değilsiniz.

Çocuk olun… Anda kalın… “-Meli, -Malı”larınızdan kurtulun. Siz yarını yakalamaya çalışırken bugün uçup gidiyor. Ve aslında bugün yaşamanız gereken çok özel ve güzel anlarla dolu. Nefesle dolu, keyifle dolu, yaşamla dolu.

Çocuk olun… Mesela şimdi kalkıp müziği açın, kapınızı kapayın. Dans edin! Evet, içinizden gelen hareketlerin hepsini yaparak, belki zıplayarak, belki yüksek sesle bağırıp şarkıya eşlik ederek. “Komik olmak”, “Saçma durmak” gibi şeylerin aslında hiç varolmadığı, sadece “kendin olmak” terimini bildiğiniz ve tanıdığınız o dünya düzeninin içinde, şimdi ayağa kalkın ve bırakın içinizdeki çocuk istediğini yapsın.

photo: http://bohemiadesign.tumblr.com/
photo: http://bohemiadesign.tumblr.com/

Başarının Tanımı

Biz başarıyı sonuçla ölçümlemeyi ne zaman öğrendik? Bize verilen görevlerin tamamlanmasıyla başarıyıne zaman bir tuttuk? Ya başarının tanımını değiştirebiliyor olsaydık?

Ya başarı gerçekten de sonucu kötü olsa da “büyük cesaret gösterebilmiş” olmaksa, ya başarı ulaşılmaz gibi hedeflerin peşinden gitmekse, ya başarı kendin olabilmekse, ya başarı düşsen de düşmeden önce yaptığın harekete kattığın ruhsa?
Başarı bize sınavda aldığımız notlarla, bitiş çizgisini geçmekle, aldığımız kupalarla anlatıldı. Ve başarı hiç bir zaman yetmedi.  Hiç bir zaman kutlayamadık. Başarı her zaman zaten olması gerekendi.
Bir ilişki bitmişse başarısızdık. 10 kilo değil de 8 kilo vermişsek başarısızdık, tatile gittiğimizde tüm yerleri göremediğimizde bile başarısızdık. Başarısızlık hissi çok yakınken yetersizlik hissi de aynı derece yakın olması kaçınılmaz değil mi?
Yaptığımız onca şeyi görmezsen gelip hiç bir zaman kendimizi tebrik edemezsek, kendimizle gurur duyamazsak kendimizi nasıl sevebiliriz? Kendimizi sevemezsek başkasının bizi sevmesini nasıl bekleriz?
Başarının tanımını değiştirelim. Başarı cesaret ettiğimiz şeylerle ölçülsün. Başarı ne kadar yükseği görebildiğimizle, kendimizi geliştirdiğimiz konularla, ne kadar kendimiz olabildik, ışığımızı ne kadar yansıtabildikle değerlendirilsin. Artık “önemli olan vardığımız yer değil gittiğimiz yol” olsun. Hayatı gerçekten deneyimleyebilmenin, “var olabilmenin”, ileri gidebilmenin, potansiyelimizi açığa çıakrabilmenin tek anahtarı bu..
Tracy Tovim | Yoga Mag Istanbul