Ujjayi Nefesi Nedir?

Hayatı bazen o kadar hızlı yaşıyoruz ki, çevremizde olan biten olayların da etkisiyle merkezimizi kaybedebiliyoruz. Bizi unutuyoruz, kendimizi, özümüzü… Merkezimizi. Kalbimizi, bedenimizi, hislerimizi, zihnimizi…

Hayatın sizin dışınızda akıp gittiğini, koştuğunu, sizin ise kontrolsüzde onun peşinden sürüklendiğinizi hissettiğiniz oluyor mu?

En son ne zaman bedeninize teşekkür ettiniz örneğin – size her yeni günü yaşama şansını bahşettiği için? Hayatınız hızlı temposuna sizi yarı yolda bırakmadan ayak uydurduğu için? Yürüyebildiğiniz için, görebildiğiniz için, ama hepsini yapabilmek için, hepsinden önce NEFES alabildiğiniz için ne zaman şükrettiniz?

Ben kendimi ve bedenimi ihmal ettiğimi fark ettiğim zamanlarda ona geri dönebilmek adına nefesimi aracı olarak kullanıyorum. Her gün bilinçsizce aldığım nefesi fark ederek başlıyorum önce çalışmaya.

Diyafram nefesi ile belirli bir farkındalık seviyesine ulaştıktan sonra ise zihnimi en iyi dinlendiren, beni en çok sakinleştiren Ujjayi nefesi ile devam ediyorum nefes çalışmasına.

Ujjayi nefesi nedir?

İpek Darga, Yıldızlarla Duruş kitabında Ujjayi nefesini şöyle tanımlıyor:

Ujjayi uykuda aldığımız nefestir, bu sebeple uyku nefesi olarak da adlandırılır. Ujjayi’de çıkan ses okyanus sesine benzediği için okyanus nefesi dendiği de olur. Aldığımız en derin nefestir, bu sebeple meditasyonda da kullanılır. Hamilelere en sık yaptırılan nefes çalışmasıdır.  Iyengar rahatlatıcı özelliğinden ötürü tüm pranayama çalışmalarına, yemeğin tuzu gibi Ujjayi nefesini koyar. 

İpek Darga’nın belirttiği üzere bu nefesin en önemli faydalarından biri rahatlatıcı özelliğidir. Bunun yanısıra, odaklanmayı, anda kalmayı sağlar (meditasyon nefesi), nadi enerji kanallarını aktive eder,  tüm vücuda ve organlara oksijen yayılmasını sağlar.

Ujjayi nefesi nasıl alınır?

Öncelikle bu nefes çalışması için bağdaş pozisyonunda oturun. Gözlerinizi kapayın ve gevşeyin. Başlamadan önce bir kaç diyafram nefesi ile ya da sağ-sol burun dönüşümlü nefes ile kendinizi hazırlayabilirsiniz.

Aldığınız derin bir nefes sonrası nefes borusunun boğazın arkasında kalan alanı (glotis) kapalı tutarak uzun ve yavaş şekilde nefes verin.

Nefesinizi verirken burnunuzu tamamen devreden çıkardığınızı hayal ederek boğazınızın arka kısmına odaklanmanız gerekiyor. Damağın üst kısmında havanın geçişinin sesini duyacaksınız.

Bu nefes çalışmasına yeni başlayanlar için pencere camının üzerine buğu yapmaya çalışırmış gibi ağızdan nefes vererek egzersiz yapmak faydalı olacaktır. Bir kaç deneme sonrası aynı uygulamayı ağzınız kapalı şekilde yapabilirsiniz.

Anlatması zor, yapması kolay bir nefes olan ujjayi için aşağıya bir kaç video ekliyorum.

  1. How to: Ujjayi Breathing Technique (50. saniyeden itibaren nasıl yapıldığını gösteriyor. Özellikle ilk kez deneyenler için oldukça açıklayıcı. İzlemenizi öneririm.)

2. İpek Darga – Ucai Nefes Tekniği

Namaste!

 

Reklamlar

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 1. Görev: Enerji Kaçakları

YogaMag günlüklerinde yeni bir programa başlıyorum. Yeni yıla kadar her hafta sizlerle yeni bir görev paylaşacağım. Bunlar benim bugüne kadar katıldığım eğitimler, aldığım notlar, okurken altını çizdiğim kitaplardan aklımda kalanlar, uyguladığım ve içselleştirmeye çabaladığım alışkanlıklar… Bana ve hayatıma yön veren şeyler.

Umarım sizler de bunları uygulayacak zamanı kendinize yaratır ve hayatınızda yeni güzelliklere yer açabilirsiniz.

***

Önümüzdeki 3 ay boyunca benimle olacaklardan ricam – bu süre içinde her gün sadece yaşadığınız güne odaklanın. O gün yapabileceklerinizi yapın – ertesi gün yapılacakları düşünmeyi bir kenara bırakın. Çünkü farkında olmasak da zamanımızın çoğu zaten yarını düşünürken bugünü harcayarak geçmiyor mu?

Ufak adımlarla yürümek bizi oraya götürecek halbuki… Nasıl koşarım diye düşünmek değil…

Gelin bugün ilk adımı atalım.

GÖREV 1- ENERJİ KAÇAKLARINI HAYATIMIZDAN TEMİZLİYORUZ!

İstediklerimizi elde etmek için yapmamız gereken şey çok kolay. Enerjimizi emen şeylerden kurtulup onları enerji verenlerle değiştirmek.

Hayatımıza istediğimiz şekli vermek icin gereken tüm formül bu aslında.

Ufak adımlar…

Enerji verenlere yer açmak icin, önce enerji emenlerden kurtularak başlayacağız planımıza.

Uzun zamandır neleri tolere ediyorsunuz?

Çok büyük düşünmeyin – en yakın çevrenize bakın bir. Geniş düşünmek öyle bir erdem olarak öğretildi ki bize,  ufak şeyler önemsiz sandık. Halbuki onları düzeltmeden bir adım daha ilerleyemiyoruz. Ufak sandığımız şeyler üst üste binince dev streslere dönüşüyor…

Örnek:

-Ödenmeyi bekleyen fatura
-Tamir edilmeyi bekleyen dolap kapağı (her sabah açarken sizi rahatsız eden)
-Zamanı geçmiş kedi aşı randevusu (her hafta sonu haftaya götüreceğim diye ertelediğiniz) (mevcut durumum…)
-Cok sıkıcı olduğu için her gün yarın yaparım diye ertelediğiniz angarya işler. (faturaların dosyalanması- resimlerin tarihe göre klasörlenmesi….)
-Her gördüğünüzde “of şunu yapmam lazım” deyip bir türlü yapmadıklarınız.

BUNLARI YAZIN. HEPSİNİ YAZIN.

Daha büyük şeyleri de yazın. Tolere ettiğiniz başka neler var? (kontrolünüzde olmayanlar da dahil.)

Mesela iş arkadaşınızın sürekli yüksek sesle müzik dinlemesi,en yakın arkadaşınızın whatsapp mesajlarınızı okumasına rağmen 2 gün sonra cevap vermesi, trafik, komşularınız…

Tolere ettiğimiz her şey enerjimizi aşağıya çekiyor. Bununla ilgili çalışmayı öğrendiğim kitabın yazarı (Talane Miedener, Coach Yourself to Success) danışanlarına bu listeyi yaptırdığında herkesin ortalama 60-100 arası şeyi tolere ettigini fark ettiğini belirtiyor. Yani 3 şey yazdıysanız listeye, bir daha düşünün. Aklınıza gelmeyen, alıştığınız ve kanıksadığınız enerji kaçakları olabilir ki- asıl en tehlikelileri onlar.  Hepsini yazmaya çalışın.

Kafanızın içinde darmadağın duran şeyleri zihninizden alıp deftere geçirmek düşündüğünüzden daha kritik. Lütfen yapın 🙂 Liste sadece aklınızda olmasın. Kağıt üzerinde de kalsın. Sonra listeden yapabileceklerinizi seçin.

Ayırabileceğiniz vakte göre eritebildiklerinizi eritin. Tabi ki hepsini değil. Bir- belki iki tanesini.

Kimi sadece bir telefon açmanıza bakıyor olabilir. (Tamirciyi aramak?) Ama üşendiğiniz için hep erteliyorsunuzdur. Bu ve benzeri küçük şeyleri çözerek başlayın. Ben örneğin yarın – haftalardır düzenleyeceğim dediğim dolabımı toplayacağım. Her sabah giyinirken kıyafetlerimi seçemiyorum vs. diye sinirleniyorum kendime. Bir saat içinde ufak bir dokunuşla halledebilecekken her yeni güne başlarken modumu düşüren, ne büyük bir enerji kaçağı..

Belli maddeler icin kendinize bir deadline koyabilirsiniz.(“Bu hafta sonuna kadar şunu bitirecegim” gibi) Her gün 5 dakika-10 dakika ayırıp yapabileceklerinizi çıkarın. Sonuna da bir ödül koyun kendinize. Hatta bunu arkadaşınızla yapabilirsiniz. İkiniz de liste yapın. İkiniz de hedef koyun. Sonra beraber ödülünüzü alın. 🙂 (sinema vs. olabilir, gitmek istediğiniz bir yoga dersi olabilir… Tercih size kalmış!)

Yapamayacağınız, elinizde olmayan şeyler olabilir listenizde. Olsun. onları da yazın… Orada bırakın, size çözüm kendiliğinden gelecek. Göreceksiniz.

Ben bu uygulamayı seneler önce ilk yaptığımda şirkette yanimda oturan iş arkadaşımdan ve çok gürültülü oluşundan şikayetçiydim. (ehmm umarım okumuyordur.) Bunu da yazdım listeme. İki hafta sonra kızın masası değişti onların departmanı başka kata taşındı…

Özetle bugünün görevi: listenizi yapmanız.
Sonra içinden bir madde seçerek bu haftadan itibaren üzerinde çalışmaya başlamanız.

Listeyi yaparken enerji kaçaklarının hayatınızın en çok hangi alanında toplandığını fark edebilirsiniz.  Çok iyi gidiyor sandığınız ilişkide bir sürü küçük enerji kaçağı varsa mesela- belki de o ilişkiyi gözden geçirmeniz gereklidir.

Aynı şey işiniz, eviniz, yaşadığınız şehir için bile geçerli.

Ama boşverin bunları şimdilik. Yazdıktan sonra listeniz size hayatınızla ilgili bir ipucu verecektir.

Haftaya daha az enerji kaçağıyla görüşmek üzere! Haydi temizliklerimizi yapalım da güzel enerjilere yer açılsın!;)

Her hafta paylaşacağım yeni görevlerden haberdar olmak için YogaMag İstanbul’u buradan takip edebilirsiniz:

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 50 takipçiye katılın

Denge Üzerine…

Denge:

1. bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumu
2. iki karşıt gücün denk gelmesinden doğan durum.

Sözlük anlamı “iki karşıt gücün denk gelmesi” olsa da,  senelerce karşıt güçlerden birinin diğeri üzerinde üstünlük kurması, domine etmesi, ya da güçlerden birinin tamamen yok olması ile hayatıma dengeyi getirebilirim sandım.

Sağlıklı olmak istiyorsam sağlıksız her şeyi hayatımdan çıkarmam lazımdı. İç huzura kavuşmak için öfke, kızgınlık gibi duygulardan arınmalıydım. (Evet, buna gerçekten inandığım bir dönem oldu. İnsan olduğumu unutmuş olmalıyım?)

Yoga ile kendimi keşif yoluna çıkıyorsam eğer, bedenim ve zihnimde bana zararlı hiç bir şey barınmamalıydı. Bu çatışmalar içinde hayatıma dengeyi getirmeye çalışırken, dengeyi bozan her hareketimde suçlar buldum kendimi. Kurallara uymuyor, bir yolda dümdüz ilerleyemiyordum. İki karşıt güçten bir biri alıyordu kontrolü eline, bir diğeri. Bir gün mükemmele yakın yaşıyordum hayatı, tertemiz bir zihin ile, ertesi gün şüpheler, endişeler, soru işaretleri ile. Bir gün sağlıklı besleniyor, ertesi gün kendimi ne istersem yer buluyordum büyük bir keyifle. Bir kaç senemi böyle geçirdim. Denge için savaşarak…  Her başarısızlıkta isyan ederek, kendime yüklenerek.

Sonra yoga pratiğimin, okuduklarımın, öğrendiklerimin, içselleştirdiğim öğretilerin ve aslında belki de sadece olgunlaşmanın etkisiyle barıştım içimdeki tüm karşıt güçlerle. Birini düşman birini dost bellemektense, ikisini de davet ettim hayatımın ortasına. Bıraktım, yollarını kendileri bulsunlar. Anladım ki, bedenim de zihnim de yeterince biliyormuş aslında doğruyu. Egom susunca duyabildim onları. Biraz sağlıksız beslensem, zaten sonra bedenim bana emrediyordu sağlıklı şeyleri. Hareketsiz kalsam, beni ya yürüyüşe, ya da matımın üzerine sürüklüyordu bacaklarım. Çok öfkelendiğim, üzüldüğüm ya da kendimi çıkmazda hissettiğim zamanlarda beni rahatlatan şeylere yönlendiriyordu zihnim beni. Ne zaman ki her şeyi olduğu gibi kabullenmeyi seçtim, o zaman kontrol geçti elime ve o kontrolle beraber tanıştım aslında her zaman içimde barınmasına rağmen varlığını sonradan fark ettiğim dengeyle.

Bir kez daha bakacak olursak dengenin sözlük anlamına; “bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumu” hayatıma tam olarak “iki karşıt gücün denk gelmesi” ile girdi. Artık kendimi daha güçlü ve daha dik hissediyorum. Hayatımdaki zıtlıkların birbiri ile mükemmel uyumu ile devrilmeden duruyor, güven içinde yürüyor, ama daha önemlisi dengem kaybolduğu zaman panik olmak yerine yeniden denge haline dönebiliyorum. Tıpkı ağaç pozunda dengem bozulunca pozdan çıkmak yerine konsantrasyonumu ve odağımı kaybetmeden ufak bir düzeltme ile yeniden ana dönebildiğim gibi.

Bugün Çocuk Olun!

“Çocukluğunuzu hatırlayın, yağmurda ve karda “Ah, ne kadar da eğlenceli!” diyerek oynadığınız anları… Zihninizin her şeyle, böyle ayrımcı olmayan bir yöntem ile başa çıkabildiği zamanları. İşte o zaman zihniniz olağanüstü bir ışıkla dolacaktır.” diyor Zen Ustası Suzuki Shosan (1579-1655)

photo: http://alexhughescraft.blogspot.com.au/
photo: http://alexhughescraft.blogspot.com.au/

Dünya üzerinde geçirdiğimiz her gün, her saat, her dakika ve saniye ince ince aklımıza işlenen “normal”, “doğru”, “olması gereken”lerden arındığımız zaman, bedenimiz, ruhumuz ve zihnimiz gerçek aydınlanmayı yaşayacak.

İlk çocukluk yıllarımızda, içimizde var olan tüm o algılar zamanla paslanıyor, kirleniyor, üstü örtülüyor, saklanıyor hatta kimisi ayıplanıyor.

Çocukluğunuzda kumda oynarken, dalgaların üzerine çığlık atarak koşarken, zıplarken, neşe içinde kendi çevrenizde dönerken ne hissediyordunuz bir düşünün. “Bana bakan var mı?”, “Hakkımda ne düşünüyorlar kim bilir”, “Az önce içtiğim koca bardak portakal suyu midemi kocaman şişirdi, göbeğimi içime çekeyim”, “Kahretsin, deniz suyu saçımı mahvetti” vb. düşüncelerden biri bile tanıdık geliyor mu? Bu düşüncelerden herhangi biri o çocuk zihninizin içinde barınabiliyor muydu? Yoksa “anda” mıydınız? Yaşadığınızın anın tam içinde, ortasında. Tam olarak ayaklarınızı bastığınız yerde.

photo: http://laurenarlene.tumblr.com/
photo: http://laurenarlene.tumblr.com/

Peki ya bugün?

Bugün günde kaç kere zihninizi bedeninizden ayrı bir yerde yakalıyorsunuz?

Kaç kere masanızın başında otururken, kitap okurken, ya da daha önce hiç gitmediğiniz bir restoranda muhteşem bir yemeği deneyimlerken zihniniz sadece orada, o masada, o odada, o mekanda kalabiliyor? Bu yazıyı okurken yetiştirilmesi gereken raporu, yarın yapacağınız sunumu, sevgilinizin son mesajında tam olarak ne demek istediğini, oğlunuzun okuluna vermeyi unutmamanız gereken gezi izin belgesini, akşam gelecek misafirlere ne ikram edeceğinizi düşünüyor musunuz? O zaman burada değilsiniz.

Çocuk olun… Anda kalın… “-Meli, -Malı”larınızdan kurtulun. Siz yarını yakalamaya çalışırken bugün uçup gidiyor. Ve aslında bugün yaşamanız gereken çok özel ve güzel anlarla dolu. Nefesle dolu, keyifle dolu, yaşamla dolu.

Çocuk olun… Mesela şimdi kalkıp müziği açın, kapınızı kapayın. Dans edin! Evet, içinizden gelen hareketlerin hepsini yaparak, belki zıplayarak, belki yüksek sesle bağırıp şarkıya eşlik ederek. “Komik olmak”, “Saçma durmak” gibi şeylerin aslında hiç varolmadığı, sadece “kendin olmak” terimini bildiğiniz ve tanıdığınız o dünya düzeninin içinde, şimdi ayağa kalkın ve bırakın içinizdeki çocuk istediğini yapsın.

photo: http://bohemiadesign.tumblr.com/
photo: http://bohemiadesign.tumblr.com/

Boynumda Ağaç Kokusu…

İlham verenler köşesi, Yoga Mag’da yazmaktan en çok keyif aldığım bölüm… Burada bizi en çok heyecanlandıran, umutlandıran, bize en çok ilham veren kişilerin hikayelerini okuyorsunuz. Bugün de Ece’den bahsedeceğim size, ve Timberneck‘ten.

Timberneck’in yaratıcısı. Hayallerinin peşinden koşan, hayallerinden bahsederken gözleri parlayan hayat dolu genç bir kadın Ece. Küçücük bir çocukken başladığı resim tutkusunu doğa sevgisi ve yaratıcılığı ile birleştirmiş ve bakın ortaya neler çıkmış…

12803219_953717801373603_5747516465523627938_n.jpg

Biz sorduk, o da tüm içtenliğiyle yanıtladı…

Ece kimdir?

foto_ece

Adım Ece Başak Bilgör, 1991 yılında doğdum ve Lüleburgaz’ın buğday tarlalarında büyüdüm. Doğadan hiç kopamadım ve hep ona koştum. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü mezunuyum, bu bölümü sadece kendim için okudum.
Şarkı söylerim, resim yaparım, 8 yıl voleybol oynadım. Şimdilerde yaşamımı anlamlı hale getirmeye çabalıyorum ve nedenli yaşamayı keşfediyorum
 Timberneck’in hikayesi…

Timberneck’in hikayesi çok eski; 11 yaşında belediyede yaşıtlarımla resim kursuna gidiyordum, ancak bu kursu parayla ödeyerek değil, kurstan sonra yaşı oldukça ilerlemiş olan sevgili hocamız Nevin hocaya yardım ederek alabiliyordum. Nevin Hoca’nın yanında çalışmamın karşılığında hem resmimi hem de ahşap üzerine yapılan boya uygulamalarını öğrendim. O yaştan beri bu fikrim vardı ancak Timberneck henüz 1,5 yaşında.

İlham kaynağı
Resimle doğayı birleştirmek, sentetik bir kumaş ya da kağıdın üzerine değil de, direkt doğadan olanın üzerine yine doğayı resmetmek bana ilham veren en önemli nokta.
Resimlerimin hepsi, içimizdeki doğaya bağlılığımızı anlatıyor.
IMG_0133
Timberneck’in Malzemeleri ve ortaya çıkış süreci
Öncelikle hafta sonları kendim orman yürüyüşüne çıktığımda topluyorum. Bunlar kayın ve meşe. Sandal ağacı ve zeytin ağacı için de, güneyde oturan bir tanıdığım bana mevsiminde budanmış odunları yolluyor. Daha sonrasında kesip törpülemek, resim yaptığım alanı kolaylaştıracak emekler geliyor. En güzeli de saatler sonra resim bittiğinde ve kuruduğunda birilerinin boynunda hayal etmek.
Hayalleri…
Timberneck henüz çok yeni ancak sürekli kendimi geliştirerek ilerlemek, insanların severek ve benim gibi hissederek bu kolyeleri takması en güzel hayal benim için. Tabii ki bir yandan da amacım bu işten gelir elde etmek, malesef maddi imkanlar dahilinde geliştirebildiğim bir süreç çünkü. Yaşamımı sadece bunu yaparak geçirmek istiyorum, fazla parada gözüm hiç olmadı.
Yogamag okuyucularına söylemek istedikleri
Eğer doğada bir etkileşim hissi varsa, ben de bu etkileşimin türler arası bağlantılar olduğuna inanıyorum. Bir kolye ne kadar beni ondan biri gibi hissettirebilir ki diye merak edenleri beklerim.
***
Timberneck kolyelere sahip olmak için info@timberneck.com adresinden mail atabilir, Facebook veya Instagram hesaplarından Ece’ye ulaşabilirsiniz.

 

11 yaşında, tutku ve hayalleri yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye başlamış olan Ece’ye teşekkür ederek yanından ayrılıyorum. Boynumda ağaç kokusu… Doğayı bu kadar yakınımda taşıyabilmek ne güzel, her baktığımda bana hayallerimi ve bir gün yerleşme hayali kurduğum o gizli cennetimi hatırlatacak bir şeyi üzerimde taşımak ne anlamlı…

 

 

Başarının Tanımı

Biz başarıyı sonuçla ölçümlemeyi ne zaman öğrendik? Bize verilen görevlerin tamamlanmasıyla başarıyıne zaman bir tuttuk? Ya başarının tanımını değiştirebiliyor olsaydık?

Ya başarı gerçekten de sonucu kötü olsa da “büyük cesaret gösterebilmiş” olmaksa, ya başarı ulaşılmaz gibi hedeflerin peşinden gitmekse, ya başarı kendin olabilmekse, ya başarı düşsen de düşmeden önce yaptığın harekete kattığın ruhsa?
Başarı bize sınavda aldığımız notlarla, bitiş çizgisini geçmekle, aldığımız kupalarla anlatıldı. Ve başarı hiç bir zaman yetmedi.  Hiç bir zaman kutlayamadık. Başarı her zaman zaten olması gerekendi.
Bir ilişki bitmişse başarısızdık. 10 kilo değil de 8 kilo vermişsek başarısızdık, tatile gittiğimizde tüm yerleri göremediğimizde bile başarısızdık. Başarısızlık hissi çok yakınken yetersizlik hissi de aynı derece yakın olması kaçınılmaz değil mi?
Yaptığımız onca şeyi görmezsen gelip hiç bir zaman kendimizi tebrik edemezsek, kendimizle gurur duyamazsak kendimizi nasıl sevebiliriz? Kendimizi sevemezsek başkasının bizi sevmesini nasıl bekleriz?
Başarının tanımını değiştirelim. Başarı cesaret ettiğimiz şeylerle ölçülsün. Başarı ne kadar yükseği görebildiğimizle, kendimizi geliştirdiğimiz konularla, ne kadar kendimiz olabildik, ışığımızı ne kadar yansıtabildikle değerlendirilsin. Artık “önemli olan vardığımız yer değil gittiğimiz yol” olsun. Hayatı gerçekten deneyimleyebilmenin, “var olabilmenin”, ileri gidebilmenin, potansiyelimizi açığa çıakrabilmenin tek anahtarı bu..
Tracy Tovim | Yoga Mag Istanbul

Küçük İyilikler

Ne kadar küçük olursa olsun, hiçbir iyilik boşa gitmez.  Ezop

Sadece yazmazsam unuturum diye, yazılmayı hak eden küçük iki anı.

İnsanları mutlu etmek düşündüğünüzden daha kolay.
Bazen mutluluğu çok abartılı şeylerde arıyoruz. Mükemmel bir organizasyon, oldukça değerli ve anlam yüklü hediyeler, abartılı sözcükler, üzerine çok düşünülmüş jestler…
Halbuki mutluluk “düşünülmeden yapılmış hareketler” ve planlanmadan yapılmış ufak jestlerde daha da katlanıyor.
Son zamanlarda yaşadığım iki küçük mutluluk pırıltısından biri, seviyorum diye alınmış bir doğal fıstık ezmesi kavanozu mesela.
Hint mitolojisiyle ilgileniyorum diye, yoga stüdyosunun sahibi tarafından hediye edilmiş zor bulunan bir kitap bir diğeri de.
***
Derse girmeden önce raflarda duran yoga kitaplarının arasından biri dikkatimi çekti, Vishnu’nun 7 sırrı… Stüdyodaki görevliye fiyatını sordum. Bana baktı, kitabı raftan aldı, inceledi, sonra rafa geri koydu. Yerine oturdu ve “ders çıkışı uğrar mısınız ben öğreneyim” dedi. Dersten sonra kitaplığın önünden geçerken göz ucuyla baktım. Kitap yerinde yoktu. Çıkışa doğru ilerledim, baktım stüdyonun görevlisi ve Hintli sahibi masada oturuyor. Sahibi olduğunu düşündüğüm 60’larındaki adam bana gülümseyerek “Hint mitolojisi ile mi ilgileniyorsun?” diye sordu. “Evet, öğrenmeye çalışıyorum.” diye yanıtladım. Bana kitabı uzattı, bu sana hediyemiz dedi. Ödemeni istemiyoruz.
Şaşırdım.
İçimde, kalbimde mutluluğun kıpırtısını ve coşkusunu hissettim.
Kitaba ödeyeceğim para ile hiç bir ilgisi yok bunun. Zaten alacaktım. Kitap zaten zihnimde benimdi. Ama o an beni mutlu eden şey, işte o “Küçük iyilik anı”ydı. Yaparken çok düşünülmeyen bu an, sadece ilgimi çektiği için içinden bana hediye etmek gelen bu adam, aslında çok daha büyük şeylerin göstergesiydi. Ben doğru yerdeydim.
Yeni taşındığım bu şehirde, 5 aydır çok sayıda stüdyoyu denedim. Kendi yoga pratiğimi evde yapabiliyor olsam dahi ait hissettiğim, yaklaşımını benimsediğim, hocalarını sevdiğim bir stüdyoda olmak bana iyi geliyor. İşte bu küçük anda, doğru yerde olduğumu fark etmenin coşkusuydu içimde yaşadığım. Ve güzel yanı, bu hareketin bana bunu hissettirmek amacı ile yapılmış olmamasıydı, içten gelişiydi, bende oluşturduğu pozitif dalganın, bu küçük adımın sadece planlanmamış sonucu oluşuydu.
Kalbinizi dinleyin. Size söylediği şeyleri yapın.
Sizin için çok önemsiz küçük bir iyilik anı, karşınızdaki için çok büyük bir değişim yaratabilir. Planlayarak değil, hissettiğiniz zaman, önünüze böyle bir fırsat çıktığı zaman çok da düşünmeden yapın…
Bir de size yapılan bu ufak jestlerin, aslında birleşip kocaman bir bütün oluşturduğunu unutmayın.
Bazen mutluluğun minik parçalarının bir araya gelip nasıl kocaman bir coşku oluşturduğunu unutup, o bir anda gelecek “kocaman” mutluluklar peşinden koşuyoruz. Aslında her yeni gün, küçük mutluluklarla dolu, o gün gözümüzü açıp uyanmış olmak bile o küçük mutlulukların başlangıcı…
Merve | Yoga Mag Istanbul