Yeni Yıldan Beklentilerimi Yaz(ma)mak Üzerine

Her sene 31 Aralık’ta yapmayı en çok sevdiğim şey(di)  yeni yıldan beklentilerimi liste halinde yazmak. Önceliklerimi fark etmeme, ona göre planlar yapmama yardımcı olurdu. Ama geçen sene ne olduysa oldu yapamadım. Zamansızlık en büyük bahane, onun üzerine atmaya çalışmayacağım suçu. Bir şekilde içimden gelmedi… Ve yapmadım.
Ve böylece beklentisiz başlamış oldum 2017’ye. Aslında tek bir beklentim vardı. Mutlu olmak… Detaylarını çok da düşünmedim. Mutlu, huzurlu bir sene geçirmekti tek isteğim.
Ve dün gece uykuya dalmadan önce fark ettim ki ben 2017’de otuz yıllık hayatımın en mutlu senesini yaşadım. Hiç şüphesiz…
Tamamen bir tesadüf mü bilmiyorum. Olabilir… Olmayabilir… Önemi de yok. Ben benim için neyin iyi olduğunu, beni neyin mutlu ettiğini fark ettim. İşte bu sene yeni yıldan beklentilerimi yazmayacağım. Bunları detaylandırmayacağım. Kendimi bunlarla sınırlandırmayacağım.
Bugünü 2017’ye teşekkür mektubum ile bitireceğim. Yenisi ile selamlaşmadan önce eskisi ile vedalaşmak istiyorum çünkü, hak ettiği şekilde uğurlamak onu… İlk üç ayında zor günler geçirdim ama sonra sihirli bir değnek dokundu sanki hayatıma. Ben o zor günler de dahil tam 365 gün ile vedalaşmak için ayırıyorum bugünkü niyet yazma vaktimi.
Ve şükretmek için.
Yaşadığımız her ne olursa olsun, 2017’yi arkamızda bıraktık. Hayatta olduğumuz, yaşadığımız, hissettiğimiz 365 günü. İçinde şükredecek hiç bir şey bulamıyorsak aldığımız 8 milyondan fazla nefes ile başlayabiliriz mesela.
2018 için niyetlerinizi tabi ki yazın. Herkes kendine en iyi geleni bilir. Ama ister yazmaya isterseniz de düşünmeye ayırın zamanınızın bir kısmını 2017’yi. Çok üzücü olaylar zor günler de yaşamış olabilirsiniz. Dilerim ki hepsi geride kalsın. Ama 365 günün içinde çok mutlu olduğunuz özel anların olmaması mümkün değil. İşte o ufak güzel anları bulup çıkarıp onlara şükretmeyi de unutmayın.
Ne kadar hızla tüketiyoruz çünkü hayatı…
Geçen yılı onurlandırmadan gelecek yıla yüklüyoruz tüm beklentilerimizi.
2018’den beklentim… 31 Aralık 2018’de şükür listeme ekleyecek beklenmedik güzellikler sunması bana.  Hepsi bu.
Şimdi şükür listemi yazarken bir teşekkür de size… Yazdıklarımı okuyan herkesle bir şekilde kesişiyoruz çünkü zamandan ve mekandan bağımsız. Yazmak en iyi gelen şey bana. 2018’de daha çok yazmak, daha çok paylaşmak dileğiyle…
İyi seneler!
Reklamlar

Hayatının Kontrolünü Eline Al! – 1. Görev: Enerji Kaçakları

YogaMag günlüklerinde yeni bir programa başlıyorum. Yeni yıla kadar her hafta sizlerle yeni bir görev paylaşacağım. Bunlar benim bugüne kadar katıldığım eğitimler, aldığım notlar, okurken altını çizdiğim kitaplardan aklımda kalanlar, uyguladığım ve içselleştirmeye çabaladığım alışkanlıklar… Bana ve hayatıma yön veren şeyler.

Umarım sizler de bunları uygulayacak zamanı kendinize yaratır ve hayatınızda yeni güzelliklere yer açabilirsiniz.

***

Önümüzdeki 3 ay boyunca benimle olacaklardan ricam – bu süre içinde her gün sadece yaşadığınız güne odaklanın. O gün yapabileceklerinizi yapın – ertesi gün yapılacakları düşünmeyi bir kenara bırakın. Çünkü farkında olmasak da zamanımızın çoğu zaten yarını düşünürken bugünü harcayarak geçmiyor mu?

Ufak adımlarla yürümek bizi oraya götürecek halbuki… Nasıl koşarım diye düşünmek değil…

Gelin bugün ilk adımı atalım.

GÖREV 1- ENERJİ KAÇAKLARINI HAYATIMIZDAN TEMİZLİYORUZ!

İstediklerimizi elde etmek için yapmamız gereken şey çok kolay. Enerjimizi emen şeylerden kurtulup onları enerji verenlerle değiştirmek.

Hayatımıza istediğimiz şekli vermek icin gereken tüm formül bu aslında.

Ufak adımlar…

Enerji verenlere yer açmak icin, önce enerji emenlerden kurtularak başlayacağız planımıza.

Uzun zamandır neleri tolere ediyorsunuz?

Çok büyük düşünmeyin – en yakın çevrenize bakın bir. Geniş düşünmek öyle bir erdem olarak öğretildi ki bize,  ufak şeyler önemsiz sandık. Halbuki onları düzeltmeden bir adım daha ilerleyemiyoruz. Ufak sandığımız şeyler üst üste binince dev streslere dönüşüyor…

Örnek:

-Ödenmeyi bekleyen fatura
-Tamir edilmeyi bekleyen dolap kapağı (her sabah açarken sizi rahatsız eden)
-Zamanı geçmiş kedi aşı randevusu (her hafta sonu haftaya götüreceğim diye ertelediğiniz) (mevcut durumum…)
-Cok sıkıcı olduğu için her gün yarın yaparım diye ertelediğiniz angarya işler. (faturaların dosyalanması- resimlerin tarihe göre klasörlenmesi….)
-Her gördüğünüzde “of şunu yapmam lazım” deyip bir türlü yapmadıklarınız.

BUNLARI YAZIN. HEPSİNİ YAZIN.

Daha büyük şeyleri de yazın. Tolere ettiğiniz başka neler var? (kontrolünüzde olmayanlar da dahil.)

Mesela iş arkadaşınızın sürekli yüksek sesle müzik dinlemesi,en yakın arkadaşınızın whatsapp mesajlarınızı okumasına rağmen 2 gün sonra cevap vermesi, trafik, komşularınız…

Tolere ettiğimiz her şey enerjimizi aşağıya çekiyor. Bununla ilgili çalışmayı öğrendiğim kitabın yazarı (Talane Miedener, Coach Yourself to Success) danışanlarına bu listeyi yaptırdığında herkesin ortalama 60-100 arası şeyi tolere ettigini fark ettiğini belirtiyor. Yani 3 şey yazdıysanız listeye, bir daha düşünün. Aklınıza gelmeyen, alıştığınız ve kanıksadığınız enerji kaçakları olabilir ki- asıl en tehlikelileri onlar.  Hepsini yazmaya çalışın.

Kafanızın içinde darmadağın duran şeyleri zihninizden alıp deftere geçirmek düşündüğünüzden daha kritik. Lütfen yapın 🙂 Liste sadece aklınızda olmasın. Kağıt üzerinde de kalsın. Sonra listeden yapabileceklerinizi seçin.

Ayırabileceğiniz vakte göre eritebildiklerinizi eritin. Tabi ki hepsini değil. Bir- belki iki tanesini.

Kimi sadece bir telefon açmanıza bakıyor olabilir. (Tamirciyi aramak?) Ama üşendiğiniz için hep erteliyorsunuzdur. Bu ve benzeri küçük şeyleri çözerek başlayın. Ben örneğin yarın – haftalardır düzenleyeceğim dediğim dolabımı toplayacağım. Her sabah giyinirken kıyafetlerimi seçemiyorum vs. diye sinirleniyorum kendime. Bir saat içinde ufak bir dokunuşla halledebilecekken her yeni güne başlarken modumu düşüren, ne büyük bir enerji kaçağı..

Belli maddeler icin kendinize bir deadline koyabilirsiniz.(“Bu hafta sonuna kadar şunu bitirecegim” gibi) Her gün 5 dakika-10 dakika ayırıp yapabileceklerinizi çıkarın. Sonuna da bir ödül koyun kendinize. Hatta bunu arkadaşınızla yapabilirsiniz. İkiniz de liste yapın. İkiniz de hedef koyun. Sonra beraber ödülünüzü alın. 🙂 (sinema vs. olabilir, gitmek istediğiniz bir yoga dersi olabilir… Tercih size kalmış!)

Yapamayacağınız, elinizde olmayan şeyler olabilir listenizde. Olsun. onları da yazın… Orada bırakın, size çözüm kendiliğinden gelecek. Göreceksiniz.

Ben bu uygulamayı seneler önce ilk yaptığımda şirkette yanimda oturan iş arkadaşımdan ve çok gürültülü oluşundan şikayetçiydim. (ehmm umarım okumuyordur.) Bunu da yazdım listeme. İki hafta sonra kızın masası değişti onların departmanı başka kata taşındı…

Özetle bugünün görevi: listenizi yapmanız.
Sonra içinden bir madde seçerek bu haftadan itibaren üzerinde çalışmaya başlamanız.

Listeyi yaparken enerji kaçaklarının hayatınızın en çok hangi alanında toplandığını fark edebilirsiniz.  Çok iyi gidiyor sandığınız ilişkide bir sürü küçük enerji kaçağı varsa mesela- belki de o ilişkiyi gözden geçirmeniz gereklidir.

Aynı şey işiniz, eviniz, yaşadığınız şehir için bile geçerli.

Ama boşverin bunları şimdilik. Yazdıktan sonra listeniz size hayatınızla ilgili bir ipucu verecektir.

Haftaya daha az enerji kaçağıyla görüşmek üzere! Haydi temizliklerimizi yapalım da güzel enerjilere yer açılsın!;)

Her hafta paylaşacağım yeni görevlerden haberdar olmak için YogaMag İstanbul’u buradan takip edebilirsiniz:

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 50 takipçiye katılın

Denge Üzerine…

Denge:

1. bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumu
2. iki karşıt gücün denk gelmesinden doğan durum.

Sözlük anlamı “iki karşıt gücün denk gelmesi” olsa da,  senelerce karşıt güçlerden birinin diğeri üzerinde üstünlük kurması, domine etmesi, ya da güçlerden birinin tamamen yok olması ile hayatıma dengeyi getirebilirim sandım.

Sağlıklı olmak istiyorsam sağlıksız her şeyi hayatımdan çıkarmam lazımdı. İç huzura kavuşmak için öfke, kızgınlık gibi duygulardan arınmalıydım. (Evet, buna gerçekten inandığım bir dönem oldu. İnsan olduğumu unutmuş olmalıyım?)

Yoga ile kendimi keşif yoluna çıkıyorsam eğer, bedenim ve zihnimde bana zararlı hiç bir şey barınmamalıydı. Bu çatışmalar içinde hayatıma dengeyi getirmeye çalışırken, dengeyi bozan her hareketimde suçlar buldum kendimi. Kurallara uymuyor, bir yolda dümdüz ilerleyemiyordum. İki karşıt güçten bir biri alıyordu kontrolü eline, bir diğeri. Bir gün mükemmele yakın yaşıyordum hayatı, tertemiz bir zihin ile, ertesi gün şüpheler, endişeler, soru işaretleri ile. Bir gün sağlıklı besleniyor, ertesi gün kendimi ne istersem yer buluyordum büyük bir keyifle. Bir kaç senemi böyle geçirdim. Denge için savaşarak…  Her başarısızlıkta isyan ederek, kendime yüklenerek.

Sonra yoga pratiğimin, okuduklarımın, öğrendiklerimin, içselleştirdiğim öğretilerin ve aslında belki de sadece olgunlaşmanın etkisiyle barıştım içimdeki tüm karşıt güçlerle. Birini düşman birini dost bellemektense, ikisini de davet ettim hayatımın ortasına. Bıraktım, yollarını kendileri bulsunlar. Anladım ki, bedenim de zihnim de yeterince biliyormuş aslında doğruyu. Egom susunca duyabildim onları. Biraz sağlıksız beslensem, zaten sonra bedenim bana emrediyordu sağlıklı şeyleri. Hareketsiz kalsam, beni ya yürüyüşe, ya da matımın üzerine sürüklüyordu bacaklarım. Çok öfkelendiğim, üzüldüğüm ya da kendimi çıkmazda hissettiğim zamanlarda beni rahatlatan şeylere yönlendiriyordu zihnim beni. Ne zaman ki her şeyi olduğu gibi kabullenmeyi seçtim, o zaman kontrol geçti elime ve o kontrolle beraber tanıştım aslında her zaman içimde barınmasına rağmen varlığını sonradan fark ettiğim dengeyle.

Bir kez daha bakacak olursak dengenin sözlük anlamına; “bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumu” hayatıma tam olarak “iki karşıt gücün denk gelmesi” ile girdi. Artık kendimi daha güçlü ve daha dik hissediyorum. Hayatımdaki zıtlıkların birbiri ile mükemmel uyumu ile devrilmeden duruyor, güven içinde yürüyor, ama daha önemlisi dengem kaybolduğu zaman panik olmak yerine yeniden denge haline dönebiliyorum. Tıpkı ağaç pozunda dengem bozulunca pozdan çıkmak yerine konsantrasyonumu ve odağımı kaybetmeden ufak bir düzeltme ile yeniden ana dönebildiğim gibi.

Tatilde Yoga

Hayatınıza yogayı bir kere soktuysanız bir daha onu bırakmak çok kolay değil. Kimi zaman ‘tatil’ yogaya ara vermek için bir bahane olarak karşınıza çıkabilir. Ama burada bir durup düşünmek lazım. Sizin için tatil nedir?

Rahatlamak, günlük koşuşturmacalardan uzaklaşmak, dinlenmek, nefes almak, kimi zaman keşfetmek, kimi zaman ise sadece doğa ile başbaşa kalmak değil mi? O halde yoga alışkanlığınızı tatilde de devam ettirmemek için hiç bir sebebiniz yok, aksine devam etmek için sebep çok! 🙂

Tatile giderken yoga matınızı yanınıza alın. Ne kadar hafif olduğunu hepimiz biliyoruz. Artık her yerde çok tatlı ve stil sahibi yoga matı çantaları da bulmak mümkün.

Eğer sakin bir tatile gidiyorsanız (deniz kenarı, dalgalar, kum güneş…) Harika! Şehir hayatından uzak, doğanın içinde yoga yapmaktan daha keyifli ne olabilir ki…

Ama ben şehrin merkezine Roma’ya, Amsterdam’a, New York, Paris, Barcelona’a gidiyorum, ne yapabilirim ki diyorsanız size çok eğlenceli bir tavsiyemiz var.

Hemen google’a girip konaklayacağınız otelin yakınlarındaki yoga stüdyolarına bakın ve içinizden en çok geleni seçin. Çok değil, sadece bir ders! Vaktim yok bahanesini de bavulunuza atıp otel odasına kitleyebilirsiniz. 1,5 saat vakit yaratabileceğinizden hiç şüphemiz yok.

Başka bir ülkede, başka bir dilde (dili bilmemeniz sorun değil hatta aksine çok da zihin açan ve insanı şaşırtacak kadar keyifli bir durum) , hiç tanımadığınız bir hoca eşliğinde ve hiç tanımadığınız insanlar ile yaptığınız yoga pratiği mükemmel bir tecrübe! Bunu deneyimlemeden dönmeyin. Aynı stüdyoya gitmek, dersini çok iyi tanıdığınız, bildiğiniz ve güvendiğiniz bir hoca ile ders yapmak çok güzel evet, ancak bazen rutinin dışına çıkmak da insana çok iyi geliyor. Ufkunu açıyor.

Deneyin, tecrübelerinizi bize de iletin burada paylaşalım! Kim bilir belki bir Turist yogiler rehberi oluşturup, zamanla her şehrin en güzel yoga merkezlerini biliyor oluruz.  🙂

İyi tatiller!

Tiroid için Yoga

Son zamanlarda sık sık karşımıza çıkan bir sağlık sorunu Tiroid.

Özellikle kadınlarda daha çok görülen hormon bozukluğu yaşam kalitesini düşürerek günlük hayatımızı etkiliyor.

Bir çok farklı çeşidi olmasına rağmen en sık karşılaşılan çeşitleri; vücuttaki tiroid bezinin az çalışması sonucu ortaya çıkan hipotiroid, ve fazla çalışması ile oluşan hipertiroid.

Hipotiroid hastalarının şikayetlerinin başında kronik yorgunluk, unutkanlık, sabahları uyanmada zorluk, kilo vermede zorluk, depresyon ve hayata karşı ilgi kaybı gelirken hipertiroid hastaları ise aşırı sinirlilik, hızlı öfkelenme, çarpıntı, el titremeleri, terleme gibi etkiler yaşar.

Tüm yoga asanaları ve yoga uygulaması tiroid hastalarının stressiz bir hayat yaşamasına ve hormonları düzenlemeye yardımcı olurken özellikle ilk iki asana direk bu bezi uyararak faydayı ikiye katlamaktadır. Bu iki pozu yoga rutininizin içinden asla eksik etmemenizi, hatta mümkünse her gün yapmanızı öneriyoruz.

Gelin bu asanalara beraber bakalım:

1. Sarvangasana -Destekli Omuz Duruşu

shoulder stand
photo source: yoga on the flow

Tiroid hastaları için en çok önerilen poz. İlk başta bu pozu yaparken rahatsızlık hissetseniz de kendinizi yavaş yavaş alıştırmaya ve pozda daha uzun kalmaya çalışın. Çünkü bu poz size gerçekten iyi gelecek.

Faydaları:

  • Spinal sinirlerde yarattığı uzama ile baş, boyun ve omuzu rahatlatır.
  • Tüm ters duruşlar gibi bu duruş da yer çekimine karşı kan akışının yönünü değiştirerek kalbi sakinleştirir, kalp atışını yavaşlatır ve zihni berraklaştırır.
  • Astım, bronşit ve nefes yetmezliğine iyi gelir.
  • Tiroid ve paratiroid bezlerinin hormon salgısını düzenler.
  • Metobalizmayı ve sindirim sistemini hızlandırır.
  • Enerjiyi arttırır.

2. Halasana – Saban Duruşu

Sarvangasana’nın en yakın arkadaşı. Ayrılmaz ikili.

halasana

Sarvangasana’dan çıkmadan halasanaya geçip bir süre de bu pozda kalmaya çalışın. Gözlerinizi kapayın, nefes alıp verişinize konsantre olun.

BONUS

Sarvangasana ve Halasana’yı bir sandalye yardımı ile restoratif şekilde de yapabilirsiniz:

3. Matsyasana – Balık Pozu

Özellikle karın ve boyun bölgesindeki organları uyaran bu pozu, başınızın altına eğik şekilde koyacağınız bir blok yardımı ile de yapabilirsiniz.

Matsyasana1

4.Setubandh Sarvangasana – Köprü Duruşu

bridge-pose

Boyun için muhteşem bir esneme sağlayan bu poz da tiroid hastaları için oldukça rahatlatıcı ve şifalandırıcı.
Bunun dışında diğer faydaları ise:

  • Kan dolaşımını hızlandırır.
  • Beyni ve sinir sistemini sakinleştirir.
  • Sırt ve kalçayı güçlendirir.
  • Sindirim sistemini uyarır.
  • Menapoz dönemi yan etkilerini azaltır.
  • Astım, yüksek tansiyon ve sinüzit için de oldukça etkilidir.

Son olarak tiroidin boğaz çakrası olarak bilinen 5. çakraya denk geldiğini hatırlatalım.

Rengi cam göbeği mavisi, sembolü 16 yapraklı lotus çiçeği olan bu çakranın ilgili salgı bezi ise tiroiddir. Boğaz çakrası iletişim merkezimiz olup hem kendi iç sesimizi dinlememiz hem de kendimizi dış dünyaya ifade etmemiz için etkilidir.

Tiroid hastalarına  5. çakrayı temizleme meditasyon ve uygulamalarını tavsiye ediyoruz.

Son olarak bakın, Louise Hay, şiddetle önerdiğimiz Düşünce Gücüyle Tedavi kitabında bu konu ile ilgili neler diyor:

BADEMCİK ve TİROİD sorunları, kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan, engellenmiş yaratıcılığın sonucu oluyor.

Boğazdaki enerji merkezi, yani beşinci çakra, bedende değişimin olduğu yerdir. Değişime karşı koyduğumuzda, değişimin tam ortasında ya da değişmeye çalıştığımızda, genellikle boğazımızda etkinlik artar. Öksürdüğümüzde ya da biri öksürdüğünde dikkat edin. Ne konuşuluyordu? Neye tepki gösteriyoruz? Direnç ve inatçılık mı, yoksa değişim süreci içinde miyiz? Grup çalışmalarımda öksürmeyi, kendini keşfetmede bir araç olarak kullanırım. Birisi öksürdüğünde, elini boğazına götürmesini ve yüksek sesle “Değişmeye Hazırım” ya da “Değişiyorum” demesini söylerim.

Yeni Düşünce Modeli: “Düşüncelerimi, hissettiklerimi, isteklerimi rahatlıkla ve özgürce dile getirebiliyorum. Yaratıcıyım. Sevgiyle konuşuyorum“

Bırakmanın Özgürlüğü

Bırakmanın güçsüzlük olduğunu söylerler… Mücadele etmek, direnmek, savaşmak güç göstergesidir çoğunlukla.

Yoganın bana öğrettiği bir şey varsa, bazen “bırakabilmenin” tutunmaktan çok daha erdemli ve güçlü bir şey olduğu gerçeğidir. Vazgeçmenin güçsüzlük olduğu zamanlar ile gerçekten saygıyı hak eden büyük bir güç olduğu zamanlar arasında ince bir çizgi vardır. Bazen tam o çizginin üzerinde durur insan. Bir adım ileri, bir adım geri… Tıpkı ipteki bir cambaz gibi.

Araf diyorum ben buna. Kişinin bu dünyada tecrübe ettiği araf. Kararsızlığın da bir adım ötesi. Nereye gideceğini bilemezsin. Ne yapacağını bilemezsin. Acı çekmekten deli gibi korkarken, aslında acıların en büyüğünü çektiğini fark edemezsin.

Coelho’nun bir sözü vardır: “Kalbine, acı çekme korkusunun, acı çekmenin kendisinden çok daha kötü olduğunu söyle” der. İşte vazgeçmek ve devam etmek arasındaki o ince çizgide, en çok acı çekmekten korkarsın.

Çanakkale kahramanlarından Seyid Onbaşı’nın hikayesini bilirsiniz. Çatışma sırasında topun vinci arızalanınca 275 kg. ağırlığındaki topu kaldırır ve sonuç olarak düşman İngiliz gemisine ağır hasarlar verir. Savaştan bir gün sonra topu omzuna alıp bir resim çektirmesi istenir ve bu defa Onbaşı topu yerinden oynatamaz. “Yine savaş çıksın, yine yaparım” der.

Seyid Onbaşı’ya bunu yaptıran, adrenalindir. Anlık ve hayati meselelerde tüm bedeni ve zihni uyarmak, alarm haline geçirmek ve normalde kaldıramayacağı bir yükü sırtına yüklemek hayat kurtarır. Ama bu uzun süreli ve kronik bir hale gelirse, işte o zaman insan tükenir…

Eğer taşıyamacağınız kadar ağır bir yük varsa sırtınızda, direnmek ve tutunmak değil, bırakıp yürümeyi öğrenmek gerekir.

Mutlu olmadığı bir iş için “istifa edersem başarısız olurum” diyen , aşık olmadığı ilişkiyi “o kadar alıştım ki, onsuz yarım kalırım.” diye anlatan, sevmediği bir hayatın içine kendini mahkum eden insanlar, yalnızca “bırakmayı” öğrenerek kendilerini keşfedebilir ve kabullenilmiş çaresizliklerini, yaşıyor olmaktan aldıkları o saf ve has mutluluk ile değiştirebilirler.

Bırakmak her zaman güçsüzlük değil, herkesin cesaret edemediği bir büyüklüktür.

Size öğretilenleri, toplumsal söylemleri bir kenara bırakın… Size “pes etmek”, “gücü yetmemek”, “başaramamak” olarak öğretilen şey, her zaman öyle değildir. Önemli olan neye tutunmanız ve neyi bırakmanız gerektiğini doğru tespit edebilmektir.

Bunun için küçük adımlarla başlamak gerekir.

Doğduğumuz ilk günden itibaren “tutunmayı” öğrenmiş toplumsal bireyler olarak, “bırakmayı” tecrübe edin. Bunun için yoga yapın. Zihni bırakmak, boşaltmaktan evvel, bedeni bırakmayı bir tanıyın. Gerçekten tüm kasları, tüm gerilimi, tüm bedeni bırakın. Bırakma hissini önce bedende tecrübe etmeden, zihni bırakamazsınız. Sonra zamanla zihni de bırakın. Ve görün. Bırakmak kimi zaman, düşündüğünüzden çok daha iyi gelecek.

Ben, bırakmayı yoga ile öğrendim.

Tutunmaktan yorulmuş bedenimi, karmaşadan karışmış zihnimi boşalttıkça daha derinlerde bir yerlerde var olan mutluluk potansiyelinin bana göz kırpışını gördüm. Bir mucize olmadı, hayır. Ben yeni çıktığım bu yolda, daha çok başlardayım.

Ama bırakmadan, temeli sağlam oluşmamış o binayı yıkmadan, yerine yeni ve tertemiz bir ev inşa edemeyeceğimi biliyorum.

İşte bu yüzden derin bir nefes alıyorum. Yaşamı içime çekiyorum. Ve bırakmak istediklerimin, vermiş olduğum her nefesle beraber serbest kalışlarını izliyorum.

Hayatıma bırakma hissini kattığın için teşekkürler Yoga.

Namaste!

(Görsel: Joel Robison Photography)

 

Merve Onay | Yoga Mag İstanbul

Baharı Yüksek Enerji ile Karşılamaya Hazırlanıyoruz!

“Bahar yorgunluğu” tamlamasını duymuşsunuzdur.

Oysa “bahar” kadar neşe ve umut dolu bir sözcüğün yanına “yorgunluk” hiç mi hiç yakışmıyor.

Bahar yorgunluğu; kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın bahar ile birlikte gelen değişime ayak uyduramamasından kaynaklanarak uykusuzluk, iştahsızlık, yorgunluk ve hatta depresyona sebep olabilir. Bunun üstesinden gelmenin en güzel yolu ise hem beden hem de zihniniz için YOGA!

Baharı bahar olarak yaşamak, güzel havanın keyfine varmak, doğanın yaşadığı bu muazzam dönüşüm ve heyecana dahil olmak için enerjimizin de her zaman yüksek olması gerekir. İşte bu yüzden sizin için enerjinizi yükseltecek 5 asanadan oluşan detaylı bir dosya hazırladık.

İşte bahara gün saydığımız bu sıralar, yoga rutinlerinizin içinden eksik etmemeniz gereken 5 asana:

1- Kobra Pozu:

kobra

Bedendeki 4 çakrayı aynı zamanda açan kobra pozu, stres, tükenmişlik ve yorgunluk ile başa çıkmak için birebir! Kalbinizi ve akciğerinizi açtığınız bu poz vücut ısınızı arttıracak, Kundalini enerjisini açığa çıkaracak omuz ve karın kaslarınızı eş zamanlı çalıştıracak.

2- Aşağı Bakan Köpek:

aşağı bakan köpek

Sırtınız için muazzam bir esneme ve uzama, boyun için ise tam anlamıyla bir rahatlama, gevşeme pozu. Bu asanada 1-3 dakika arasında kalın ve zihninizin boşaldığını hissedin. Dizlerinizi yere koyup sonrasında bir süre çocuk pozunda kalarak hareketi sonlandırabilir, vücudunuzdaki değişimi izleyebilirsiniz.

3- Omuz Duruşu (Shoulder Stand)

Shoulder Stand

Bu asana ile beraber tüm iç organlarınıza yapmış olduğunuz iyiliği fark edin. Sinir sistemi, sindirim sistemi, endokrin sistemi… Yer çekimine karşı durduğunuz bu asanada tüm sistemleriniz size teşekkür edecek ve gülümseyecek. Tadını çıkarın, ve bedeninize minnetinizi bu asanada gülümseyerek sunun.

4- Ağaç Pozu:

ağaç pozu

İç dengenizi bulmanıza yardımcı, odaklanma ve konsantrasyon gerektiren bu asana bahar ayı yoga rutininizin olmazsa olmazı. Ağaç pozunda dengenizi bulurken elbette titreyebilir, ya da duruşunuzda ufak tefek düzeltmeler yapma ihtiyacı duyabilirsiniz. Tıpkı rüzgarda yaprakları sallanan bir ağaç gibi… Ama köklerinizin sağlam olduğunu unutmayın. Ve her nefeste yeniden dengenizi bulun.

5. Lotus:

lotus

Omurganız boyunca yükselen enerjinin yavaş yavaş tüm çakralarınıza ulaştığını hissetmeye izin verin. Zihninizi boşaltın. Gelip geçen düşünceleri bırakın aksınlar. Siz orada, o anda kalın. Bedeni uzatın… Zihni boşaltın… Nefes alın… Ve bırakın, baharın lotus çiçekleri sizin için, sizin zihninizde açsın.

Namaste!